Gündem

'Biz o polisin heykelini dikeceğiz, ya bugünün muktedir hırsızları?'

Mümtaz'er Türköne: Başbakan, soruşturmayı kendisinin yürüttüğünü, kapsamını kendisinin tayin ettiğini zapt edemediği bir intikam duygusu ve öfke içinde itiraf ediyor

25 Temmuz 2014 13:54

Emniyet görevlilerine yönelik “paralel operasyon”u değerlendiren Zaman gazetesi yazarı Mümtaz’er Türköne, gözaltına alınan eski Emniyet İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Hayati Başdağ’ın kelepçeli ellerine yine havaya kaldırarak, “Haram lokma yemedim, en ufak kanun dışı hiçbir işim yok” demesini hatırlatarak, “bir onur abidesi halinde kelepçeli kollarını kaldırarak ‘biz haram yemedik’ diye haykıran emniyet müdürünün, yakın zamanda Vatan Caddesi’ne heykelini dikeceğiz” dedi.

Türköne, köşesinde “Ya bugünün muktedir hırsızları? Ya bugünün muktedir hırsızları? Televizyon başında marifetlerini izleyip, Yeşilçam’ın kötü adamı Erol Taş gibi gevrek kahkahasını atıp, elindeki kemikten iştahla bir parça kopartan hırsızlar için ne bu dünyada ne öbür dünyada rahat edecekleri yer kalmadı. Nefesimiz enselerinde” ifadesine yer verdi.

Mümtaz’er Türköne’nin Zaman gazetesinin bugünkü (25 Temmuz 2014) nüshasında yayımlanan, “Hırsız ve polis” başlıklı yazısı şöyle:

 

‘Hırsız ve polis’

 

Gücün ve haklının yer değiştirdiği bir “hırsız-polis oyunu” izliyoruz. En fazla ne olabilir ki? Tarihte eşkıyanın zaman zaman kurduğu, bir iki nefeslik sürdürdüğü düzenler olmuş; devletin-milletin hakimini, zaptiyesini etrafındaki şürekasına gösteriş yaparak dağın başında divan kurup yargılamışlar.

Bir onur abidesi halinde kelepçeli kollarını kaldırarak “biz haram yemedik” diye haykıran emniyet müdürünün, yakın zamanda Vatan Caddesi’ne heykelini dikeceğiz. Ya bugünün muktedir hırsızları? Televizyon başında marifetlerini izleyip, Yeşilçam’ın kötü adamı Erol Taş gibi gevrek kahkahasını atıp, elindeki kemikten iştahla bir parça kopartan hırsızlar için ne bu dünyada ne öbür dünyada rahat edecekleri yer kalmadı. Nefesimiz enselerinde. Gözaltına alınan polis müdürlerinden biri “korkmasınlar, titresinler” demiş. “Korku”da bir belirsizlik, bir “acaba” sorusu olduğuna göre, bu söz adaletin mutlaka yerini bulacağına dair kesin inancın ifadesi. Bizim de hiç şüphemiz yok: Eşkıyadan hükümdar olduğu görülmemiştir.

Vatan Caddesi’nde, Emniyet Müdürlüğü’nün kapısının önünde, temmuz güneşinin altında küçücük bir yere sıkışmış polis yakınlarını ziyaret ettim. Gözaltına alınanlardan, bu kadar gururla ve inançla haber bekleyen bir topluluğu hiç kimse görmemiştir. Hepsinin en küçük kuşkusu, endişesi yok. Yakınlarının değil, koca milletin hakkını-hukukunu aradıklarının farkındalar. Elle yazılmış, “Helal lokma sıfırlanmaz”, “Oğlum Hayati, kayınpederin Arnavut Yusuf seninle gurur duyuyor” dövizleri, ortak temel duyguyu özetliyor. Onca güç ve yetki ile, hemen yanı başlarında duran harama zerre miskal el uzatmamış kamu görevlilerinin yakını olmanın gururlu, dik duruşu. Kime karşı? Gevrek kahkahaları atarken bile titreyenlere karşı.

Operasyonu yürütenler hukukun değil, intikam ve gözdağının peşinde olduklarını özellikle göstermeye çalışıyorlar. O binada görev yapmış Emniyet mensuplarının yakınlarının, Ramazan günü oruçlu oruçlu, güneşin altında bekletilmelerinin bile bir maksadı var. Bina içinde bir kafeteryada, onları misafir etmek çok mu zor? Vurulan kelepçelerin, kin ve nefret yüklü intikamdan başka açıklaması yok. Kötü muamele, arkadan kelepçeleme ve teşhir yöntemleri ile intikam, gözdağı ve küçük düşürme, kısaca 28 Şubat’ta en son örneklerini gördüğümüz psikolojik harekât teknikleri kullanılıyor. Sadece Emniyet teşkilatına ve yargıya değil, hırsızlığın hesabını soran herkese gözdağı veriliyor.

Hırsız-polis oyunu, hırsızın kontrolünde sürüyor. Hırsız her zaman yalan söyler. Hırsız acımasız davranır. Hırsız karşısında namuslu insan görmeye dayanamaz; çileden çıkar.

Bir “çileden çıkma hali”ni izliyoruz.

Başbakan “bitmedi, daha bu başlangıç” diyor. İhanet şebekelerine operasyon yaptıklarını söylüyor. Bir soruşturmayı kendisinin yürüttüğünü, kapsamını kendisinin tayin ettiğini zapt edemediği bir intikam duygusu ve öfke içinde itiraf ediyor.

Başbakan, ülkeyi yönetmek için kendisine verilen yetkilerin tamamını sadece bu soruşturma için kullanıyor. Başbakan’ın yolsuzluk soruşturmasını yürüten polisleri içeriye aldırmak dışında, son yedi ayda bu ülkeyi yönetmek adına bir iş yaptığını hiç gördünüz mü? Meclis yargı bağımsızlığını kaldırıyor, torba kanunlarla yeni mahkemeler tesis ediyor; yargıya müdahale suç olmaktan çıkartılıyor. Hükümet yolsuzlukları örtmeyen polisleri sağa sola sürmekten, Başbakan “17-25 Aralık’ı İsrail için yaptılar” demek gibi, yolsuzluktan söz eden herkesi ihanetle suçlamaktan ve bütün kamu kurumlarını suçları örtbas etmek ve suç işlemek için sefer etmekten başka hiçbir şey yapmıyor.

Hırsızlık soruşturması yürüten polisler kelepçeli, savcılar ve yargıçlar tehdit altında ise o zaman biz soracağız: Delilleriyle birlikte ortalığa saçılan yolsuzluk iddiaları için neden hiçbir soruşturma veya kovuşturma yürümüyor? Meclis komisyonları neden çalışmıyor? Madem suçüstü yakalanan hırsızlar dışında herkes vatan haini, adaleti kimden bekleyeceğiz?

Cevap yine karşımızda: Başbakan ve çevresindeki birkaç kişi dışında bu intikam operasyonunu yürüten kim var? Demek ki emniyet binaları yakında hırsızlara ev sahipliği yapacaklar.