REKLAMI GİZLE

"Bir yangını söndürdükten sonra teşekkürle karşılaşırken, başka bir yangında başımıza taş atıyorlar"

"Kendi çocukları yangındaki anne-babalarını bırakıp kaçarken biz alevlerin içine giriyoruz"

- A +

Sultanahmet çıkan otel yangınında mahsur kalan 4 kişinin hayatını kurtardıktan sonra hayatını kaybeden İtfaiye eri Taner Çebi'nin arkadaşlarından ekip amiri Nurettin Ünal, “Burada 24 saat beraber çalışıyoruz. Kardeş gibiyiz. Akrabalarımızın vefatı bile Taner’in gidişi kadar bizi etkilemedi. Anlatılmaz bir acı” dedi. Ünal, mesleklerine ilişkin olarak "Bir yangını söndürdükten sonra teşekkürle karşılaşırken, başka bir yangında başımıza taş atıyorlar. Bazen kendi çocukları yangındaki anne-babalarını bırakıp kaçarken biz alevlerin içine giriyoruz" diye konuştu. 

Hürriyet'ten Zeynep Bilgehan'ın haberine göre, İstanbul’da ortalama her gün en az 10 ev ve iş yeri yanıyor. Bu yangınları 303 yıldır İstanbul İtfaiyesi söndürüyor. Bugün İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olarak 4 bine yakın personeli bulunan teşkilat, yalnızca geçen yıl 25 binin üzerinde yangına müdahale etti. İşleri zor... Dar sokaklara park etmiş arabalar olay yerine ulaşmalarını engellerken, ruhsatsız yapılar da yangına müdahalelerini zorlaştırıyor. Geçen hafta Sultanahmet’te bir otelde çıkan yangın, o güç vakalardan biriydi. 

Van depreminden Nepal ve Bosna’daki sellere kadar pek çok yerde hayat kurtaran Taner Çebi, bu yangında dört kişiyi kurtardıktan sonra ağır yaralandı. İki gün hastanede yaşam mücadelesi verdikten sonra hayatını kaybetti. Çebi’nin ölümü, İstanbul İtfaiye Teşkilatı’nda büyük üzüntüye sebep oldu. Çebi’nin Beyoğlu İtfaiye İstasyonu’nda bir araya geldiğimiz çalışma arkadaşlarından ekip amiri Nurettin Ünal, “Burada 24 saat beraber çalışıyoruz. Kardeş gibiyiz. Akrabalarımızın vefatı bile Taner’in gidişi kadar bizi etkilemedi. Anlatılmaz bir acı. Çok sıcak bir insandı. Tecrübesi ve fiziksel kuvvetiyle bu gidiş Taner’e hiç yakışmadı...” diye anlatmaya başlıyor.

‘İtfaiyecinin kendi hayatını hiçe sayarak içeridekileri bulması gerekiyor'

Peki o gün o otelde ne oldu? Ünal, şöyle cevaplıyor: “Adli Tıp incelemesiyle ortaya çıkacak ama farklı senaryolar var; kalp krizi, yoğun hareret, çok uzun süre mücadele ettiyse su kaybı olabilir... Biz, üçüncü destek ekibi olarak gitmiştik. Yaklaşık 400 metrekare civarında bir tesisti. Yangın sauna tarafındaydı. Ekibin bir kısmı müdahale ederken diğeri kurtarmaya çalışıyordu. Ekip, kurtarma bitince Taner’i baygın görüyor. Neden düştüğünü bilen yok. Taner çok güçlü, dayanıklı ve bilgili bir itfaiyeciydi. Buralarda tehlike yangının kendisi değil, ruhsatsız yapılar oluyor. Sprinkleri (söndürme sistemi) çalışmamış. Otel, yangın çıkışını kapattırmış. Nereden kaçacaklar? Tek girişten müdahale mi edeceğiz, yaralıları mı kurtaracağız, acil durum çıkışı mı yapacağız? Böyle durumlarda itfaiyecinin kendi hayatını hiçe sayarak içeridekileri bulması gerekiyor. Nitekim Taner de bunu yapmıştı...” 

Nurettin Ünal ve ekip arkadaşları bu durumun çok sık başlarına geldiğine de dikkat çekiyor. 12 yıllık itfaiyeci Süleyman Katmer, gittikleri her yerde kör hareket ettiklerini anlatıyor: “En büyük sorun bilinmezlik. Binada merdiven mi var; havuz mu ancak tecrübe ederek öğrenebiliyoruz. Söndürmeye girdiğimiz dairelerin boyahane atölyesi olduğunu keşfettiğimiz oldu. Olaya müdahale ederken birkaç tanesi patlamıştı. Vatandaşlardan biz çalışırken, ‘Hadi söndür’ demesinden ziyade ‘Şuraya dikkat edin, burada merdiven, şurada yanıcı var’ demesini bekliyoruz. ABD ve Avrupa’da her binanın kaçış planları, proje ve planları oluyor. İstanbul’da bu zor belki ama sakinler bizi uyarabilirler. Bir de itfaiyeyi paralı zannedenler var. O yüzden yangın çıkınca aramayıp önce kendileri söndürmeye çalışıyorlar. Sonra arayıp “Nerede kaldınız” diyorlar. Karargahtan çıktıktan, iş sağlığı ve güvenliği dışında kalıyoruz. O kadar riskli bir meslekteyiz. O yüzden itfaiyecileri hep suçlamayın. Biraz da önemseyin. Bu teşkilatta sizin hayatınızı kurtarmak için kendini tehlikeye atan 4 bin insan var...”

'Bizim dönemimizin kahramanıydı'

İtfaiyeci Bekir Sahil, arkadaşı Taner Çebi’yle son görüşmesini şöyle anlatıyor: “Bir hafta önce bodrum kat yangınına gittik. Taner de istasyona yakın oturuyordu. Bir baktım kıyafetleriyle yanımıza gelmiş. Büyük yangın olmadığından orda olmasına şaştım. Taner gülerek, “Baboli, ben nasıl çalıştığınıza bakmaya geldim’ demişti. 

Evinde oturabilecekken tamamen gönüllü ‘Nasıl yardımcı olabilirim’ diye gelmişti. O kadar cesur, atılgan, sevdiğimiz bir arkadaşımızdı. Onun anısıyla işimizi daha güzel yapmak, onun gibi bir itfaiyeci olmak için mücadele edeceğiz. Bizim dönemimizin kahramanıydı.”

'Yaya devam edince malzemesiz ve araçsız kalıyoruz'

İstanbul’un en sık yangın çıkan bölgeleri Kocasinan, Avcılar ve Gazi. Bunun sebebini “Sanayi bölgelerinin fazlalığı, çarpık kentleşme, düşük eğitim seviyesi ve ruhsatsız, yanmaya meyilli binalar çokluğu” diye açıklıyorlar. Ekip amiri Ünal, “Eski binaların girişleri çıkışları farklı. Yanmaya başlayınca insanlar kaçamıyor. Suyla müdahale ettikten sonra çökme tehlikesi başlıyor. Yangın çıkışı olmayan ruhsatsız bina sayısı çok fazla. Dar sokaklara araçlar park edince olay yerine ulaşamıyoruz. Yaya devam edince malzemesiz ve araçsız kalıyoruz.” diye anlatıyor. Bunun haricinde yaşadıkları talihsizlikleri Ünal şöyle anlatıyor: “Beyoğlu’nda ahşap bina içinde ateş yakıp mangal yapanlarla karşılaşıyoruz. Bir yangını söndürdükten sonra teşekkürle karşılaşırken, başka bir yangında başımıza taş atıyorlar. Bazen kendi çocukları yangındaki anne-babalarını bırakıp kaçarken biz alevlerin içine giriyoruz.”