Medya

Bir 'gazetecilik anıtı' olarak Nail Güreli'nin portresi...

"Nail Abiyi çok sevdik, çok saydık, çok örnek aldık, çok arayacağız, çok özleyeceğiz"

27 Ekim 2016 16:05

Nazım Alpman*

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) gelmiş geçmiş en çok iz bırakan başkanı olarak bilinen Nail Güreli 26 Ekim 2016 Çarşamba günü saat 17.00’de hayatını kaybetti. Güreli uzunca bir süredir Balıklı Rum Hastanesi’nde tedavi görüyordu.

Nail Ağabey TGC Başkanı olduğu yıllarda gerek basın özgürlüğü, gerek gazetecilerin özlük hakları en çok da gazetecilerin yaşama hakları üzerine verdiği mücadeleyle iz bıraktı.

Bunların başında da elbette Metin Göktepe Davası geliyor. Evrensel muhabiri Metin Göktepe ‘sarı basın kartı olmadığı için’ keyfi olarak gözaltına alındı ve kaba dayakla katledildi. Sonra da devletin olmadık fırıldakları başladı.

“Sandalyeden düştü” dediler.

Olmadı, “duvardan düştü”ye çevirdiler. Bunlar alt düzey dolanbazlıklardı. Dava İstanbul’dan Aydın’a oradan da Afyon’a sürgün edildi. İstediler ki, gözlerden uzaklaşsın tavsasın, katilleri de kurtulsunlar.

TGC Başkanı olarak Nail Güreli davanın her duruşmasını yerinde izledi, gözledi, yazdı, raporlaştırdı. Bir anda dava Türkiye’nin gündemine oturdu. Polis teşkilatı adamlarını iki yıl sakladı. Nail Güreli ve onun çevresinde halkalanan genç gazeteci arkadaşları sayesinde Başbakan ve Cumhurbaşkanı davaya müdahil olmak zorunda kaldılar. Sanık polislerin teslim olmaları için talimatlar verdiler.

Nail Güreli gazeteciliğin ‘fikri takip’ kuralını bizzat uygulayarak tüm aleme gösterdi. Bu yüzden 1998’de düzenlenen Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri’nin birincisi Nail Güreli’ye verildi. Davayı izleyen tüm gazetecileri en fazla Nail Güreli temsil ediyordu.

Nail Güreli bir anlamda Metin Göktepe’nin “manevi babası” oldu.

O yıl TGC’nin genel kurulunda bütün gerici yapılar seferber oldular. Nail Güreli’yi TGC’nin başından uzaklaştırmak için. İstihbarat teşkilatı elemanlarının özel mesai yaptıklarını eski tüfek baba gazeteciler bizzat söylemişlerdi. Ama Nail Güreli o kongreyi en farklı şekilde kazanmıştı.

Böylesine taarruzlara dayandığı TGC’den istifa ederek 2001’de ayrıldığında “bunu daha önce yapacağımı yakın çevrem biliyordu” dedi.

Sessizce veda etti görkemli görev yaptığı yere ve yıllara…

Tıpkı Milliyet’e veda ettiği gibi…

2012’de günlük köşesinin altına minik bir not koydu:

“Biliyorsunuz eşyanın tabiatına uygun diye bir deyim vardır. Biz de medyanın tabiatına uygun olarak Milliyet’ten ayrılıyoruz. Sevgiyle esen kalın!”

Kesintisiz 35 yıldır yazdığı gazetesine böyle sade ve kısa bir notla veda etmişti.

Bu kadar işte!

Neden istifa ettiğini ona sebep olan bile bilmez. Belki burada okursa öğrenecektir. Milliyet’in o dönemki genel yayın yönetmeni Derya Sazak’tan randevu ister Nail Abi… Özel bir konu hakkında değildir bu isteği. Milliyet Ödüller Komitesi Başkanı olarak 2012 Ödülleri’nin organizasyonu hakkında bilgi vermek ve görüş almak için. Derya Sazak biraz dalgın, çokça yoğun olduğundan Nail Güreli’nin odasının önünden geçerken bile bu isteği hatırlayamaz. Nail Abi bunun bir “yönetim tavrı” olduğu kanısına varır. Ceketini alır ve çıkar gider. Nail Abi’nin istifasından Derya’nın bile okurla birlikte haberi olur! Ona karşı bir “tavrı” falan da yoktur. Ama kararını vermiştir ve gitmiştir. O kadar!

Nail Güreli’nin Milliyet’te epeyce üst düzey görevleri vardı. Milliyet patronuyla doğrudan temas eden az sayıdaki gazete mensubundan biriydi. Bir seferinde (1991 veya 1992 olabilir) Abdi İpekçi Ödülleri için Yunanistan’dan 90 kişilik bir delegasyon geleceğini öğrenince sinirlendi, bu talebi geri çevirdi. Sonra da aynı odayı paylaşan bu satırların yazarına, “Abdi İpekçi benim arkadaşım valla bana kalsa iptal ederim bu organizasyonu” dedi:

– Biz buradan Atina’ya 18-20 kişi gidiyoruz, adam torunun okul arkadaşlarını aileleriyle almış geliyor, 90 kişilik delegasyon olur mu?

Yunanistan’daki ödül yöneticisi kalkıp İstanbul’a geldi. Aydın Doğan ile görüştü. Aydın Bey de Nail Güreli’ye ricada bulundu:

– Nail Bey bu seferlik kabul etseniz! Adam buraya kadar gelmiş şimdi. Ben söz veriyorum, bir dahaki sefere olmaz!

90 kişi İstanbul’da beş yıldızlı otelde bir hafta kaldı. Milliyet de bunu karşıladı. O tarihte Nail Güreli’nin maaşı ancak muhabirler ile kıyaslanabilecek seviyedeydi. Nail Güreli kendi maaşını bu “cömert” patrona söyleseydi, anında beş katına çıkartabilirdi. Çünkü o yıllarda bütün köşe yazarlarının cebinde sınırsız kredi kartları bulunuyordu. Ekstreleri elbette gazete muhasebesi tarafından ödeniyordu.

Nail Güreli yıllar boyu kendisi için hiçbir şey istemeden üst düzey ilişkiyi yürüttü. Patronu sormadı. O da söylemedi.

Bu yüzden Nail Güreli’nin gazete patronu sırtından edinilmiş villası, yalısı, çiftliği, lüks otomobilleri, atı, katı, yatı olmadı.

TGC ve TGS başkanlıkları gibi son derece saygın makamlarda görev yaptı. İlkeleriyle kurumlara saygınlık kazandırdı. Köşe yazıları, dizi röportajları, kitapları, öğrencileriyle herkese kısmet olmayacak paha biçilmez bir servetin sahibi oldu:

Toplumsal itibar!

İnsanın malı-mülkü, hisse senedi, arsası, tarlası olabilir. Ama Nail Güreli’nin sessizce gelip geçtiği bu onurlu yol, pek çok gazeteciye nasip olmaz!

Nail Abiyi çok sevdik, çok saydık, çok örnek aldık, çok arayacağız, çok özleyeceğiz! Çünkü o sadece Babıali emekçisi değil;

Bir gazetecilik anıtıdır!


* Bu yazı Gazeteduvar'dan alınmıştır