Medya

"Biliyorsun, on yıldır sana çok mektup yazdım..."

Aydın Engin: Çıksan gene bir televizyona ya da bir panelde kürsüye çıksan ve konuşsan...

19 Ocak 2017 13:13

Aydın Engin*

Biliyorsun on yıldır sana çok mektup yazdım. Kimileri gazetede yayımlandı. Kimilerini yazdım, yayımlamadım. Bir sen, bir de ben okuduk. 
Bu onuncu yıl mektubu. Seni aramızdan çekip aldıkları o uğursuz 19 Ocak 2007’den bu yana 10 yıl geçti. 10 uzun, zorlu, acılı yıl... 
Mektup yazmak yüz yüze bulaşamadıklarınla konuşmaktır değil mi? 
On yıldır seninle ne çok konuştum, yani ne çok mektup yazdım, biliyorsun. 
Yalnız sana değil üçünüze çok mektup yazdım. Seninkiler yayımlandı. Ötekileri yayımlamadım. Sırf kendim okudum, bir de onlar... 
Onları tanımıyorsun. 
Biri Necmettin Büyükkaya. Ben ona “Kirvem” derim, o da bana... 
Sen tanımazsın. Benden sadece birkaç yaş küçüktü. Berbat bir öğrenci yurdunda başlayan arkadaşlığımız, Küçük Langa’da, bir kundura fabrikasının saya ustası Hamit Amca’nın evinin bodrum katındaki kiracıları olarak devam etti. Sosyalizmi birlikte keşfettiğimiz, senin kadar yakınım bir arkadaşımdı. Ahmed Arif’in dizelerinden fırlamış bir Kürt’tü. Hani şairin “Yakışıklı, iyi suvari” diye anlattığı Kürtlerden. Yakışıklıydı, doğru. Ata iyi biner miydi bilmiyorum. Sanmıyorum da. Ama “sosyalizm atı”na birlikte bindik ve hiç inmedik. 
1984’te Diyarbakır Hapishanesi denen cehennemde başını cezaevi hamamının kurnasına vura vura öldürdüler. Haberi ben Berlin’deyken geldi. Tek başıma, gözyaşlarımı içime akıtarak kanal boyunda saatlerce yürüdüm. Alman faşistlerinin Rosa Lüksemburg’u öldürüp attıkları yerde, kanalın içine dikilmiş anıtının önünde dakikalarca durdum. Çiçek yoktu. Bir yeşil ot kopardım, anıta attım “Bu Necmettin için Rosa” diye mırıldandım. O gün bugün aklıma her düştüğünde, ki pek sık düşer, Necmettin’e mektup yazarım. Sadece onun ve benim okuduğum mektuplar...
Üçüncüsü Mişel’dir. İzmirli Yahudi arkadaşım Mişel. Fransızca bildiği için sosyalizm konusunda Kirvem’e ve bana ha bire hava basan, ukala mı ukala, akıllı mı akıllı, yiğit mi yiğit bir Yahudi delikanlısıydı. Lyon’da bir trafik kazasında öldü. Annesi Rachel Teyze’ye haberi ben götürdüm. Rachel Teyzemin sözü kulağımdan hiç çıkmadı, “Ben oğlumu kaybettim, ama insanlık da Mişel’i kaybetti be Aydın oğlum.” 
Mişel’e de mektup yazarım. Çok sık değil, Necmettin ve sana yazdıklarım kadar çok değil, Ama yazarım işte. Sadece onun ve benim okuduğum mektuplar.
Üçünüzü de yitirdim. Üçünüzü de benden çekip aldılar. 
Rachel Teyzem gibi konuşacağım: 
“Ben arkadaşlarımı kaybettim, ama ülkem ve insanlık seni, Kirvem’i ve Mişel’i kaybetti be!..”

***

Üçünüze de öylesine ihtiyaç var ki şu berbat günlerde. 
Mesela sen... Çıksan gene bir televizyona ya da bir panelde kürsüye çıksan ve konuşsan. Önyargıları Ege güneşi önündeki kar gibi eritsen; “Soykırım var mıydı, yok muydu? Anadolu’nun renk cümbüşü halkları el ele, kol kola, omuz omuza, yan yana, iç içe nasıl yaşar” sorularına dinleyenin bilincine ve yüreğine işleyen cevaplar versen... 
Mesela Kirvem konuşsa. Sınırları silikleşmiş bir Ortadoğu düşünü anlatsa; kendi düşünü herkesin düşü”ne dönüştürse... 
Mesela Mişel konuşsa. Arapların ve Yahudilerin İbrahim Peygamber’in soyundan gelen amcaoğulları olduklarını bıkıp usanmadan vurgulasa. Ortadoğu’nun kadim halklarının akrabalığını bir barış çağrısına taşısa...

***

Onuncu yıldayız. Bugün AGOS’un penceresinden Rakel konuşacak. On yıl önce “Bir bebekten bir katil yaratan karanlık...” diye başlayan cümlesi nasıl dilden dile dolandı, yürekten yüreğe işlediyse, bugün de konuşacak. 
Mektubu burada kesiyorum. Ben Rakel’i dinlemeye gidiyorum. Yine AGOS’un önünde toplanıp yine “Hepimiz Hrant’ız” diye haykıracaklara seslenecek. 
Bunları artık başka bir mektupta anlatırım sana...


* Bu yazı Cumhuriyet'ten alınmıştır

10 yıl önce bugün katledilen Hrant Dink'in cenaze töreninde on binler böyle haykırmıştı: