Gündem

Başbuğ: Milli güvenlikten tek başına Cumhurbaşkanı'nın sorumlu olması doğru değil; Enver Paşa unutulmamalı!

"Evetçiye de, hayırcıya da fırsat eşitliği sağlanmalı"

22 Şubat 2017 10:21

'FETÖ kumpası'yla 26 ay hapis yatan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, anayasa değişikliği teklifi ile "milli güvenliğin" sağlanmasında cumhurbaşkanının TBMM'ye karşı tek başına sorumlu olacağını belirterek "Kolektif sorumluluktan, bir kişinin sorumluluğuna geçilmektedir. Bu değişikliğin doğru olduğu söylenemez" ifadesini kullandı. Başbuğ görüşünü savunurken Enver Paşa örneğini aktardı. "Enver Paşa, tek başına, ne Sadrazama, ne de Hükümete sormadan Alman savaş gemileri 'Goeben' ile 'Breslau'yu İstanbul'a çağırmış, Çanakkale Boğazı'nı mayınlarla kapattırmış ve yine iki Alman savaş gemisini Sadrazam'ın bilgisi dışında Karadeniz'e göndermiştir" açıklamasında bulunan Başbuğ, "Alman savaş gemilerinin 29 ve 30 Ekim 1914'te Sivastopol ve Odesa'yı bombardıman etmesi üzerine de Osmanlı 1. Dünya Harbi'ne girmek zorunda kalmıştır" diye konuştu.

Uğur Dündar'ın Sözcü gazetesinin bugünkü (22 Şubat 2017) nsühasında yayımlanan 'Cumhurbaşkanı’nın milli güvenlikten tek başına sorumlu olması doğru değil!..' başlıklı yazısı şöyle:

Sevgili okurlarım,

Tarafsız uzmanlarca “Tek adam anayasası” olarak tanımlanan değişiklik teklifi, 16 Nisan'daki referandumla Türk Milleti'nin onayına sunulacak. Bu konuyu, 26 Ocak 2017'de Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 26. Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ'la konuşmuş ve onun kaygılarını bu sütunlarda sizlere aktarmıştım.

Aradan yaklaşık bir ay geçtikten sonra İlker Başbuğ'a “Bugün bu değişiklik teklifi konusunda neler söylemek istersiniz” sorusunu yönelttim. İşte sorularım ve Sayın Başbuğ'un cevapları:

Türkiye için uygun olan parlamenter sistemdir

İLKER BAŞBUĞ: Türkiye Cumhuriyeti, en ağır sorunlarla karşı karşıya olduğu bir dönemin içinden geçiyor. Sorunların başında; terör, ekonomide bozulmalar, eğitim-öğretimdeki sıkıntılar ve toplumun neredeyse her konuda ikiye bölünmüş olması geliyor.

Bu şartlar altında, anayasa değişiklik tekliflerinin Türkiye'nin gündemine getirilmiş olması, ne kadar doğru? Daha da önemlisi, bu anayasa değişiklik teklifleri, karşı karşıya olduğumuz bu sorunların çözülmesine nasıl yardımcı olacak? Geride bıraktığımız bir aylık süre içinde, değişikliği savunanların bu sorulara açık, ikna edici, doyurucu cevaplar verdiklerini söyleyemeyiz.

Türkiye'nin sahip olduğu siyasal tecrübe, bize, parlamenter sistemin Türkiye için daha uygun olduğunu gösteriyor.

Birincisi; neredeyse 150 yıla yakın süredir bu topraklarda parlamenter sistem uygulanıyor. İkincisi; Türkiye'de siyasi partiler siyasetin ana aktörüdür ve siyasi partilerde çok ciddi boyutta “parti disiplini” vardır. Toplumun yaşamında siyasi partilerin önemli bir yeri ve etkisi bulunmaktadır.

Türk Milleti, uzun yıllar alıştığı bu özelliklerden kolaylıkla vazgeçebilecek midir? Ayrıca; başkanlık sisteminin başarı ile uygulandığı ülkelerde “Parti disiplininin” gevşek olduğu da bilinmektedir.

En gelişmiş 10 ülkeden 9'unda parlamenter sistem var

Bunlara ilave olarak unutulmasın ki, BM İnsani Gelişmişlik Endeksi'ne göre, dünyanın en gelişmiş 10 ülkesinin 9'u parlamenter sistemle yönetilmektedir. Tek istisna ABD'dir. ABD'yi ayrı kılan hususların başında, yasama ve yürütme arasında “Sert şekilde kuvvetler ayrılığının” ve “Kontrol-denge” sisteminin ABD Anayasası tarafından tesis edilmiş olmasıdır. Bunun yanında ABD'de klasik parlamenter sistemlerde görülen “Parti disiplini” hemen hemen yoktur.

Anayasa değişiklik teklifine göre ise; seçilecek cumhurbaşkanları partili olabilecektir. Aslında, Türk siyasi yaşamına bakılırsa bu başlangıçta önemli görülmeyebilir. Ancak cumhurbaşkanlarının parti başkanı olabilmesi çok önemli bir farklılık yaratacaktır. Cumhurbaşkanı partiyi, parti genel başkanı olarak yönetecektir.

Anayasa değişiklik teklifinin tartışıldığı bir ortamda, “Siyasi Partiler Kanunu” ile “Seçim Kanunu”nda yapılması gereken zorunlu değişikliklere de, ciddi boyutlarda değinilmemesi ayrıca dikkat çekmektedir.

UĞUR DÜNDAR: Anayasa değişiklik teklifinin 12. maddesi, TBMM'ye ve cumhurbaşkanına seçimlerin yenilenmesi yetkisini veriyor. TBMM bu kararı 360 milletvekilinin kabul oyu ile alabilirken, “Evet” oyu çıktığı takdirde cumhurbaşkanları bu kararı tek başlarına verebilecek.

Daha önceki konuşmanızda, TBMM'nin 1924 yılında bu yetkiyi Mustafa Kemal Atatürk'e bile vermediğini söylemiştiniz. Neden o günkü Meclis; ülkeyi düşmanlardan kurtaran ve Cumhuriyet'i kuran Atatürk'e bu yetkiyi vermedi? Bunu biraz açabilir misiniz?

İLKER BAŞBUĞ: 1924 yılında Meclis yeni bir anayasa hazırlığı içine girmişti. Anayasa Komisyonu'nun hazırladığı tasarının 25. maddesi cumhurbaşkanına da, hükümetin görüşünü alarak, Meclis'i feshetme ve seçimleri yenileme yetkisi veriyordu. Madde şöyleydi:

“Meclis kendiliğinden seçimlerin yenilenmesine karar verebileceği gibi, reisicumhur da hükümetin mütalaasını aldıktan sonra, gerekçesini Meclis ve Millet'e bildirmek şartıyla buna karar verebilir.”

Hükümetin mütalaasının alınması ve seçimlerin yenilenmesinin gerekçelerinin Meclis'e ve Millet'e açıklanmasının şart koşulmuş olması, elbette önemliydi. Bu açıdan bugünkü anayasa değişiklik teklifinde; cumhurbaşkanı tarafından seçimlerin yenilenmesi durumuna bazı şartların getirilmemiş olması bile ilginç bir ayrıntıdır.

O tarihte Mahmut Esat ile Şükrü Saracoğlu bu teklife şiddetle karşı çıkanların başını çekiyorlardı. Durumu bir gün Anayasa Komisyonu Başkanı Yunus Nadi, M. Kemal Paşa'ya iletiyor. M. Kemal Paşa neden diye sorunca, Yunus Nadi; milli egemenliğe aykırı buldukları için diye cevaplandırıyor.

M. Kemal Paşa, ikna edebileceği ümidiyle ikisiyle baş başa görüşmeye karar veriyor. İkisi de kendisini saygıyla dinliyor, ancak düşüncelerini değiştirmiyorlar.

Görüşmenin ardından M. Kemal Paşa; Yunus Nadi'ye şunları söylüyor: “İki saat karşılıklı görüşlerimizi açıklayıp tartıştık. Biraz sıkıştırdım da. Ama çocukları ikna edemedim. Dilerim bu yetkiye ihtiyaç duyulmaz. Fakat bu görüşmeden çok memnun kaldım. Türkiye'mizin milli egemenliğe, özgürlüğe böyle sahip çıkan, hukuka saygılı, dürüst, dirençli, bağımsız ruhlu siyasetçilere çok ihtiyacı var. Mahmut Esat'ı zaten beğenirdim. Şükrü Bey'i de çok beğendim…”

Mahmut Esat ilerleyen tarihlerde bakanlık yapıyor. Şükrü Saracoğlu ise bakan, başbakan ve taraftarı olmaktan her zaman onur duyduğum Fenerbahçe'ye başkan oluyor.

"Evet"çiye de "hayır"cıya da fırsat eşitliği sağlanmalı

Neticede 25 Mart 1924 günü anayasanın 25. maddesi oylamaya katılan 130 milletvekilinin 126 oyuyla reddediliyor. Bu tarihi olaydan çıkarılacak çok ders vardır. Liderler karşı görüşte olanları da dinlemeli, onları ikna etmeye çalışmalı, onları hiçbir zaman ötekileştirmeye çalışmamalıdır. Derslerin herhalde en önemlisi de; bugün anayasa teklifine “Evet” diyenlerin de “Hayır” diyenlerin de bu ülkenin insanları olduğudur. Bu nedenle; bu süreçte karşılıklı fikirlere aynı derecede saygı gösterilmesi, iki tarafa da eşit fırsatlar tanınması, gerçek demokrasinin bir zorunluluğudur.

1924 Anayasası çalışmaları esnasında, TBMM tarafından kabul edilmeyen önemli bir madde daha vardır.

Anayasa Komisyonu'nun Meclis'e sunduğu teklifin 40. maddesi de şöyleydi;

"Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri'nin başkomutanlığı reisicumhura mevdudur (verilmiştir)."

Meclis'te bu maddeye çok ciddi itirazlar oluyor. Başvekil İsmet Paşa söz alarak, konuya çözüm buluyor. İsmet Paşa tarihi konuşmasında şunları söylüyor:

“Barış zamanında emir ve komuta Genelkurmay'a aittir. Savaş zamanında ayrıca bir başkomutan atanır. Başkomutanlık Meclis'in manevi şahsiyetinde mündemiç olup reisicumhur tarafından temsil olunur.”

Bu formül TBMM tarafından kabul edilmiştir. TBMM, cumhurbaşkanının “fiili komuta” yetkisini “temsili” şekle çevirmiştir. Yani, TBMM, Mustafa Kemal Paşa'ya Başkomutanlık yetkisini vermemiştir.

Bugünkü anayasa değişiklik teklifi de; Başkomutanlığın TBMM'nin manevi varlığından ayrılmayacağı ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunacağı ilkesini olduğu gibi korumuştur.

Ancak; Genelkurmay Başkanı'nın görev ve yetkilerinden dolayı Cumhurbaşkanı'na sorumlu tutulmasıyla, Cumhurbaşkanı'na barış zamanında, bir ölçüde, “temsil” yetkisinin üzerinde yetkiler verildiği de görülmektedir.

Enver Paşa örneği unutulmamalı

UĞUR DÜNDAR: Anayasa teklifinde, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin aynı günde yapılması bulunmaktadır. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

İLKER BAŞBUĞ: İlk akla gelen neden; cumhurbaşkanı ile TBMM'nin çoğunluğunun aynı siyasi partide olmasının sağlanması olabilir. Bir şekilde, oy veren kişilerin, ülkenin istikrarını düşünerek, cumhurbaşkanlığına seçeceği kişinin ait olduğu veya desteğini aldığı siyasi parti ile ilişki kurmaya, oy verenlerin zorlanması olabilir.

UĞUR DÜNDAR: Siz, Türkiye Cumhuriyeti'nin 26. Genelkurmay Başkanı'sınız. Anayasa değişiklik teklifleri, Türkiye'de “Milli Güvenlik” politikalarının tespitini ve uygulanmasını nasıl etkileyecek?

İLKER BAŞBUĞ: Milli Güvenlik konuları bir ülke için hayati öneme haizdir. Daha doğrusu bu konular, ülkenin varlığı, geleceği yani bekası ile ilgilidir. Bu nedenlerle, mevcut anayasanın 92. maddesinde de yer aldığı gibi, “Milli Güvenliğin” sağlanmasından TBMM'ye karşı Bakanlar Kurulu sorumlu tutulmuştur. Anayasa değişiklik teklifi “Bakanlar Kurulu”nu ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca, bakanlar cumhurbaşkanı tarafından görevlendirildiği gibi, cumhurbaşkanı tarafından da görevden alınabilmektedir. Bakanların TBMM'ye karşı sorumluluğu da yoktur. Bakanlar cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacaklardır.

Anayasa değişiklik teklifi ile “Milli Güvenliğin” sağlanmasından TBMM'ye karşı tek başına cumhurbaşkanı sorumlu olacaktır. Kolektif sorumluluktan, bir kişinin sorumluluğuna geçilmektedir. Bu değişikliğin doğru olduğu söylenemez.

Yakın tarihimizde, Harbiye Nazırı Enver Paşa örneği vardır. Enver Paşa, tek başına, ne Sadrazama, ne de Hükümete sormadan Alman savaş gemileri “Goeben” ile “Breslau”yu İstanbul'a çağırmış, Çanakkale Boğazı'nı mayınlarla kapattırmış ve yine iki Alman savaş gemisini Sadrazam'ın bilgisi dışında Karadeniz'e göndermiştir. Alman savaş gemilerinin 29 ve 30 Ekim 1914'te Sivastopol ve Odesa'yı bombardıman etmesi üzerine de Osmanlı 1. Dünya Harbi'ne girmek zorunda kalmıştır.

UĞUR DÜNDAR: Anayasa değişiklik teklifine ilişkin son değerlendirmeniz olarak neler söylemek istersiniz?

İLKER BAŞBUĞ: Sayın Dündar; bizler için vatan, millet, devlet ve bayrak her şeyin üstündedir. Cumhurbaşkanı kim olursa olsun, bu anayasa değişiklik teklifi kabul edilirse her şeyden önce Türkiye'nin yurt içindeki ve dışındaki demokratik ülke olma görüntüsü zarar görür. Böyle bir durumdan da ilk önce bizler rahatsız olur ve büyük üzüntü duyarız. Her zaman sağduyulu hareket eden, Türk Milleti bu sefer de sağduyulu olarak karar verecektir.