Gündem

Başbakan Yardımcısı Kurtulmuş cevapladı: Tuğrul Türkeş AKP'ye katılacak mı?

'Devletin diliyle milleti yönetmememiz lazım'

28 Ağustos 2015 11:59

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun geçici Bakanlar Kurulu için teklif götürdüğü MHP Genel Başkan Yardımcısı Tuğrul Türkeş’in verdiği olumlu yanıtın hem Türkiye’nin hem de seçim hükümetinin normalleşmesi açısından önemli katkı sağlayacağını söyledi. Türkeş’in doğru, olumlu ve önemli bir karar verdiğini belirten Kurtulmuş, “Ak Parti’ye katılır mı” sorusunu “Bundan sonrası tamamen Sayın Türkeş’in kişisel tercihleridir. MHP ile ilişkisi kalmadı. Siyaset yapmak isterse bunun kararını verecek olan kendisidir” diye yanıtladı. Kurtulmuş, 12 Eylül’de yapılacak Ak Parti Büyük Kongresi’nin bir abdest tazeleme kongresi olacağını kaydederek, “Ak Parti’nin fabrika ayarlarına döndüğü bir kongre olacağını düşünüyorum. Bu kongre Ak Parti’nin kurumsallaşmasına vesile olacak bir kongre olmalıdır, parti içindeki istişare süreçleri, karar süreçleri açısından” dedi. 

Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Serpil Çevikcan, Numan Kurtulmuş’un gündeme ilişkin açıklamalarını bugünkü köşesine aktardı:

Türkeş’in tavrı önemli: Partilerden çok titiz çalışmalar sonucu bazı isimler tespit edildi. Kabul edenlere de etmeyenlere de kişisel kararlarından dolayı saygı duymak zorundayız. Sayın Türkeş’inki normal bir tavır. Keşke teklif götürülenlerin hepsi kabul etmiş olsaydı. Bu Türkiye’yi rahatlatmış olurdu. Siyasi tansiyonu bir anlamda düşürmüş olurdu. Normal, rutin bir süreç. Bu süreç içinde Sayın Türkeş’in bu teklifi kabul etmiş olması, erken seçim hükümetiyle seçime gidilmesi ve normalleşmesini sağlaması açısından önemli, doğru ve olumlu bir adımdır. HDP’nin teklifi kabul etmesi de olumlu bir adımdır. İnşallah Türkiye, gönül huzuruyla güle oynaya bir seçime gider. Bu süreci de 1 Kasım seçimlerini geçtikten sonra da olumlu hatıralarla kaydetmiş oluruz.

Kendi tercihi: (Türkeş’in Ak Parti’ye katılması gündeme gelebilir mi?) Bundan sonrası tamamen Türkeş’in kendi kişisel tercihleridir. Siyasette var olacaksa bu da kendisinin tercihi olacak. Dün akşam (önceki akşam) itibarıyla MHP’den ihracı da kesinleşmiş oldu. Belki resmileşmesi belli bir süreç alacaktır ancak sonuçta MHP ile ilişkisi kalmadı. Siyaset yapmak isterse kararını verecek olan kendisidir.

Türkeş ismi normalleşmeye katkı: (Türkeş soyadının HDP’li isimlerle aynı kabinede olması normalleşme açısından nasıl değerlendirilmeli) Ümit ediyorum, inşallah öyle olur. Biz maalesef siyasetteki kamplaşma ve kutuplaşma dilinden kurtulamadığımız için siyasi partiler birbirini düşman telakki ediyor. Siyasetteki öngörüleri, teklifleri taban tabana zıt olsa bile siyaset bir mücadele alanı, rekabet alanıdır, savaş alanı değildir. Keşke diğer bütün partilerin katıldığı, MHP ve CHP’nin de olduğu bir erken seçim hükümeti oluşabilseydi Türkiye’nin normalleşmesi bakımından değerli bir katkı olurdu. En azından Türkeş’in isminin varlığının bu istikamette önemli bir katkı sunacağını düşünüyorum.

1 Kasım’da oylarımız artar: (1 Kasım seçimlerinde ne değişecek?) 1 Kasım’da sandıktan ne sonuç çıkarsa başımızın üstünde yeri var. Saygıyla karşılarız. Ak parti 7 Haziran’a göre oylarını artıracaktır. Umut ederiz ki tek başına sonucu getirir. Toplumun belli kesimlerinde önemli kesimlerinde gerçekten bir istikrar arayışını getirebilir. Ben inanıyorum ki oylarını artıracaktır.

Fırtına öncesi dönemdeyiz: Ak Parti oylarını neden artıracak, öncelikle insanlar yeni bir arayış, istikrar arayışı içinde. Önümüzdeki dönemlerde dünya piyasalarında ekonomik krizle burun buruna geldiğimiz, belki fırtına öncesi bir dönemle karşı karşıyayız. Çin’deki durum, FED kararı, bütün bunlar Türkiye’yi kendisinden kaynaklanmayan nedenlerle karşı karşıya getirebilir. Ayrıca terörle mücadele edilmesi, terör örgütünün bütünüyle silahları gömerek barışın sağlanması konusunda ciddi bir irade olduğu görülüyor. Güvenlikçi politikalara tamamen gömülmeden terör risklerinin bertaraf edilmesi gerekiyor. Daha çok Ak Parti’nin oy almasına neden olacak bir zeminin oluşacağını tahmin ediyorum. 1 Kasım’ın kendi şartları ortaya çıkacak. 

Ekonomide faz değiştirilecekti: Ak Parti tek başına iktidar olsaydı, ekonomide dış etkiler olmasaydı, Türkiye ekonomide bir faz değişikliğine gitmek zorundaydı. Makro ekonomideki bu dengelerin mikro ekonomide kurulması gerekiyordu. Türkiye’de orta direğin güçlendirilmesi ve alt gelir gruplarının alım gücünün artırılması için adım atılması gerekiyor. Seçim öncesi de ortaya koyduk ama çok anlatamadık. Küresel piyasaların etkilerini çok iyi hesap edeceğiz. Kendi ayakları üzerinde durabilecek çok güçlü bir üretim ekonomisini sağlamak zorundayız. Artık yapacağımız üretim ekonomisini artırmak. 

Azgın nehirden geçiyoruz: Azgın bir nehirden karşıya geçiyoruz. Yüzde 80’ini geçtik, yüzde 20’si kaldı. Birden hiçbir gerekçe ortada yokken, 20 Temmuz Suruç katliamıyla birlikte Türkiye yeni bir senaryoyla karşı karşıya kaldı. Çözüm sürecinde çok önemli adımlar, çok riskli ortamlarda atıldı. Bunun mutlaka sonlandırılması lazım. 6-7 Ekim olaylarında da serhıldan çağrısına Kürt halkının destek vermediğini gördük. Özellikle seçimin güvenlik içinde yapılması önemlidir. Silahların, barutun olduğu yerde sağlıklı bir seçim yapılmaz. Kimsenin kılına zarar gelmesin istiyoruz. Bu da uzun süre sürdürülebilecek bir şey değildir. Bir eliyle halay çekerken diğer eliyle Kaleşnikof bombayla halay çekilmez. HDP örgütle arasına mesafe koyarak sivil ve meşru bir aktör olarak Türk siyasetinde yer almalıdır.

Abdest tazeleme kongresi: (Ak Parti’nin 12 Eylül’deki büyük kongresi) Bu kongre inşallah seçim kampanyasının da başlangıcı olacak. Ümit ediyorum ki 7 Haziran’da halkın bize verdiği mesajın anlaşıldığı, bu anlamda bir yenilenme ruhuyla Ak Parti’nin fabrika ayarlarına döndüğü, ekonomik ve hukuki reformları tamamlama iradesini ortaya koyduğu, bu kadro geleceği kurabilir mesajının çıktığı, geniş kesimlere yayıldığı bir kongre olacağını düşünüyorum. Partinin üslubuna, esasına, sloganlarına yansıyacaktır. Bu kongre abdestlerin tazelendiği bir kongre olacaktır diye umut ediyorum. Bu kongre Ak Parti’nin kurumsallaşmasına vesile olacak bir kongre olmalıdır, parti içindeki istişare süreçleri, karar süreçleri açısından. 

Devletin diliyle milleti yönetmememiz lazım: (Ak Parti’nin siyaset biçiminin sorgulandığı, kibir kavramıyla, daha devletçi olduğu eleştirileri gündemde. Sizce ne değişecek?) Bunların büyük çoğunluğu doğrudur, benim de yaptığım tespitlerden biridir. Milletin tek başına iktidara getirdiği ve arkasında coşkuyla kilitlendiği; DP, ANAP, RP hep büyük coşkuyla oldu. Ak Parti de toplumsal coşkunun üzerine oturdu ve bunun temsilcisi oldu. Yalın bir dil, açık bir tevazu ve bu adanmışlık dili etrafında kilitlendi. Halkın içinde olma, halkın diliyle konuşmak. Dün ne söylüyorsam bugün de aynı şeyi söylüyorum, bunu kuşanmak gerekiyor. Ak Parti milletin diliyle iktidara geldi, millet bunu gördü verdi, şimdi bizim devletin diliyle milleti yönetmememiz lazım. Anahtar budur. 13 yıl içinde çok önemli şeyler yapıldı ama bunlar yarım kaldı. Şimdiye kadar olan süreç değişim süreci, 2023’e kadar olan süreç de dönüşüm süreci olmak zorunda.

 

‘Reform iradesi zayıfladı’

 

Bizim kontrol etmemiz mümkün olmayan krizler dolayısıyla da maalesef Türkiye’deki bu reform ve değişim iradesi zayıfladı, geri plana düştü. Millet şimdi diyor ki, ‘buna sahip çıkın ve adımlarınızı atın’. Bunu 1 Kasım’da tekrar göreceğiz. Ümit ediyorum ki millet ‘bunu tek başınıza yapın’ mesajı verecektir. Ak Parti’nin hiçbir mazereti olmaksızın bu reform ve dönüşüm taleplerini yerine getirme yükümlülüğü vardır. Bu adımların tamamlanma mecburiyeti vardır; tek başına ya da koalisyonla.

 

‘Düdüklü tencerenin sibobu’

 

7 Haziran seçimlerinde başkanlık sistemi de Cumhurbaşkanı da oylanmadı. 1982 Anayasası cumhurbaşkanına öyle olağanüsütü yetkiler vermiş ki, düdüklü tencerenin basıncını alan sibobu haline getirilmiş. Bu sistem Türkiye yönetiminin yeni ihtiyaçlarına karşılık vermiyor. Mürekkepleri daha kurumamış, halktan yüzde 52 oy almış bir isim var. Kurucu lider ve kuvvetli tesirleri olan bir siyasi şahsiyet. Bu kadar karizmatik bir siyasi kişiliğin, kendi kurduğu partiyle bugünden yarına ilişkisini kesmesi mümkün değil. Cumhurbaşkanı’nın bu süreci nasıl yürüteceği sonuçta takdiridir. CHP ve MHP hiçbir şekilde bir araya gelip koalisyon kuramayacağı ihtimali ortaya çıktıktan sonra burada değerlendirme yetkisi tamamen Cumhurbaşkanı’ndaydı. Anayasal sınırlar içinde hareket etti.