Yaşam

Avukattan 12 sanıklı cinsel saldırı davasının mağduruna: Köyde yaşamayı bu yüzden mi seviyorsun!

Tahincioğlu: Ankara'da hazırlanan 'mağdur bu çocuklar' önergeleri uymuyor bu kötücül hayata

15 Ocak 2017 15:28

Milliyet yazarı Gökçer Tahincioğlu, Yozgat Çayıralan’a bağlı 200 nüfusluk köyde yaşanan cinsel saldırıya ilişkin 12 sanıklı, 40 tanıklı davayı yazdı. Tahincioğlu, Adli Tıp Raporu’na göre, "zekâ geriliğine sahip" 40 yaşındaki kadına yapılan cinsel istimasar hakkında "Kız kardeşine karnının ağrıdığını söylediğinde, 6 aylık hamile olduğunu bilmiyordu. Çocuk doğduğunda babasının kim olduğunu da. Oysa Fatma dışında bütün köy her şeyi biliyordu. 'Altın kız' deniyordu yokluğunda, ismini söylemeye gerek yoktu, herkes bu isimle tanıyordu ve neden böyle denildiğini biliyordu" diye yazdı. Sanık avukatlarının mağdur kadına "Köyde yaşamayı bu yüzden mi seviyorsun?" diye sorduğunu aktaran Tahincioğlu, "Anlaşılıyor ki Ankara’da hazırlanan, 'mağdur bu çocuklar' önergeleri, gece yarısı teklifleri uymuyor bu kötücül hayata" görüşünü savundu.

Mahmeke "herkesin bildiğini yetkililere bildirmeyen" muhtar hakkında suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştırdı. 

 

Gökçer Tahincioğlu'nun Milliyet gazetesinin bugünkü (15 Ocak 2017) nüshasında yayımlanan 'Susmak ve suç ortaklığı' başlıklı yazısı şöyle:

Hayatımız hangi olaylara göre şekillenir?

Bombalar mı şekillendirir, patlayan silahlar mı, ölümün yanı başımızdan ayrılmayan bir gerçek haline dönüşmesi mi, çocuk gelinler, çocuk ölüler, uzak bir köyde kimsenin görmediği kötülükler mi?

Her toplum kendi normalini üretir.

Bu yüzden bir başka coğrafyada dehşetle karşılanan bir hikâye, bir başkasında vaka-i adiyedendir.

Farkı yaratan ise tüm bunların sıradanlığa dönüşmemesi için direnmektir.

“Tamam” dememektir artık bıkıp da.

Zira bütün mazlumları, “kader” sayılmak istenen o sıradan kötülükten kurtaran, alışmadan ve yılmadan direnenlerdir.

Herkesin nasıl bir kötülük olduğunu bildiği olayların “normalleşmesi” mağdurların hayatlarına mal olur.

Sonra birlikte çürümeye.

Tam da o yerlerde, “ahlak”, “namus” gibi kelimeleri içeren cümleler daha sık kurulur.

***

İstanbul’da, Kayseri’de, İzmir’de, Ankara’da bombaların patlayıp, silahların ateşlendiği aralık ayının son günlerinde, unutulan dosyalardan birinin duruşması vardı Yozgat’ta, Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesi’nde.

Yozgat Çayıralan’a bağlı, namus ve ahlak kelimelerinin çok sık kullanıldığı bir köy vardı mahkemede.

İsmi bu değil ama biz Fatma diyelim misal; Adli Tıp Raporu’na göre, “zekâ geriliğine sahip, zekâ geriliği ancak hekim tarafından ve yanında birden fazla kez bulunanlarca anlaşılabilen ancak beyanları güvenilir” 40 yaşında bir kadındı mağdur olan.

Yakınlarda, muhtemelen kalan yaşamı boyunca çok az görebileceği, doğar doğmaz devlet korumasına alınan bir çocuğu oldu Fatma’nın.

Zaten hikâyesi de o zaman anlaşıldı.

Yurtdışında yaşayan ve kısa süreliğine köye gelen kız kardeşine karnının ağrıdığını söylediğinde, 6 aylık hamile olduğunu bilmiyordu Fatma.

Çocuk doğduğunda babasının kim olduğunu da.

Kız kardeşi durumu jandarmaya bildirip, İstanbul’da çalışan erkek kardeşi köyde detaylı araştırma yapmadan önce de kötülüğün nasıl sıradanlaştığını bilmiyordu.

Oysa Fatma dışında bütün köy her şeyi biliyordu.

***

“Altın kız” deniyordu yokluğunda, ismini söylemeye gerek yoktu, herkes bu isimle tanıyordu ve neden böyle denildiğini biliyordu.

12 sanık hakkında, “cinsel saldırı” suçundan açıldı dava.

40’ı aşkın tanık bulundu.

Köyün nüfusu 200 kişiydi.

50’yi aşkın sanık ve tanık, çocukları, akrabalarıydı yani köy dediğiniz.

Hepsi biliyordu ve yıllardır susmuştu. Soruşturma açıldığında da kendi lisanlarında konuşmuşlardı.

Neyin nasıl olduğunun detayına gerek yok.

Kimi Fatma’ya, “Kızımın yanına yaklaşma” diye bağırmış, kimi üşüyen boynunu tedavi edeceğini söyleyerek Fatma’yı tarlalara götürmüş, kimi arabaya bindirmiş, kimi olay ortaya çıkınca sanıklardan birine, “Evlen kızla” demiş, kimi 246 kez aradığı Fatma’nın ev telefonunu kuzeninin aradığını söylemiş, kimi “Ben çok zengin bir ticaret adamıyım, yanımda çalışanlara telefonlarını kullandırtmayız, lazım olduğunda benim telefonumdan ararlar, onlar aramıştır” diyerek ev telefonunu neden aradığını açıklamaya çalışmıştı.

Fatma, kimin ne zaman, ne yaptığını lisanınca anlatmıştı.

İsim isim saymıştı cinsel saldırıda bulunanları.

***

Savunma hakkı kutsal ama duruşmada sanık avukatlarının Fatma’ya yönelttikleri şu sorular hiçbir kutsala da sığmazdı:

- Köyde yaşamayı bu yüzden mi seviyorsun?

- Kimse seni zorlamamış, hoşuna gitti mi?

Şöyle yanıt verdi Fatma, bu sorulara:

“Ben sanıklarla isteyerek ilişkiye girmedim. Beni çağırdıklarında, ‘canım istiyor’ diye düşünerek gitmedim. Ben ilişkiyle ilgili şeyleri zaten bilmiyorum. Kardeşim sordu, ben de söyledim. Ben babamla köyde kalıyordum. Babama bakıyordum. Babamın aklı yerindedir. Benim de aklım yerindedir. Deli değilim, akıllıyımdır. Herkes beni akıllı biliyor çünkü beni seviyorlar.”

Fatma’nın çocuğunun babası, 17 yaşındaki bir çocuk çıktı Adli Tıp Raporu’na göre.

Çocuk rapora rağmen reddetti, avukatı daha “akıllıydı”, “İlişkiye gönüllü girilmiştir” diye savunma yaptı.

Fatma’nın çamaşırlarında yapılan analizde 71 yaşındaki, “amca” dediği sanığın izleri çıktı.

Mahkeme, ilk duruşmada tutukladı, “Ben yaşlıyım, ilişkiye giremem ki” diyen sanığı.

17 yaşından 71 yaşına 12 sanık, 40’ı aşkın tanık, o sanıkların eşi, dostu, çocuğu, akrabası 200 nüfusluk köy.

Mahkeme, sanıklara ve tanıklara baktı.

Herkesin bildiğini yetkililere bildirmeyen muhtar hakkında suç duyurusunda bulunulmasını kararlaştırdı.

Çok eleştirilen yargı bile kötücül bir suskunluğu normal karşılayamamıştı.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu sahip çıkıyor Fatma’ya ve davasına.

Aile Bakanlığı da müdahil oldu davaya.

Fatma ise beyanlarının güvenilirliği konusunda itiraz nedeniyle yeniden muayeneye girecek, bebeği ayrı büyüyecek.

Ve anlaşılıyor ki Ankara’da hazırlanan, “mağdur bu çocuklar” önergeleri, gece yarısı teklifleri uymuyor bu kötücül hayata.