REKLAMI GİZLE

Aslı Zengin: Devlet, genelev araştırması için ne şartlar öne sürdü?

Osmanlı’da seks işçiliği nasıl düzenlendi? Cumhuriyet’e geçişte nasıl değişiklikler yaşandı? Genelevi hiyerarşisi bugün nasıl çalışıyor?

- A +

Hazal Özvarış-T24
hazalozvaris@gmail.com

“Başkalarının cinsi zevkini menfaat karşılığı tatmin etmeyi sanat edinen ve bunun için değişik erkeklerle münasebette bulunan kadınlara (Genel kadın) denilir.”

Kamuoyunda “vesikalılar” olarak bilinen, genelevde seks işçisi olarak çalışan kadınlar Genel Kadınlar ve Genelevlerin Tabi Olacakları Hükümler ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla Mücadele Tüzüğü’nde bu cümlelerle tarif ediliyor.  Genelevleri de “Genel kadınların bir arada oturarak fuhuş yaptıkları veya bu maksat için toplandıkları yerler” olarak tanımlanıyor. Daha fazlasını öğrenmek için Ahlak, Kumar Büro Amirliği’ni aradığınızda ise sorularınıza verilecek yanıt net: “Gizlilik esas!”

2007’de eski genelev çalışanları Ayşe Tükrükçü ve Saliha Ermez’in bağımsız milletvekili adayı olmasıyla bu gizlilik bir nebze de delinmişti. Ancak bir süre sonra yeniden sessizleşen bu alan, son olarak Aslı Zengin’in geçtiğimiz hafta Metis Yayınevi’nden çıkan “İktidarın Mahremiyeti: İstanbul’da Hayat Kadınları, Seks İşçiliği ve Şiddet” kitabıyla yeniden aralandı. Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde yüksek lisans tezini Türkçeleştirerek kitap haline getiren Zengin’e sorduk:

Osmanlı’da seks işçiliği nasıl düzenlendi? Cumhuriyet’e geçişte nasıl değişiklikler yaşandı? Genelevi hiyerarşisi bugün nasıl çalışıyor? Vizite ücreti ne kadar? Genelevler krizde mi? İstanbul’da geneleve neden kayıt yapılmıyor? Polis ve kadın tacirleri arasında rüşvet ilişkisi var mı? Genelevler, sokaklardan daha mı güvenli? Devlet “yatak odasını” konuşabiliyor mu? Tez çalışması esnasında müdahaleler oldu mu?

Toronto Üniversitesi’nde Antropoloji ve Kadın ve Toplumsal Cinsiyet Araştırmaları ortak doktora programında eğitim alan Aslı Zengin’in www.t24.com.tr’nin sorularına verdiği cevaplar şöyle:


‘İstanbul 19. yüzyılda kadın ticaretinin merkezlerinden biri oldu’

- Osmanlı'da seks işçiliği nasıl düzenleniyor?

Bu konuyla ilgili kaynaklar çok kısıtlı. Rıfat Bali’nin 1854-1922 yılların arasında Osmanlı’da Yahudi kadın ticareti ve fuhşu anlattığı çalışması, Ahmet Rasim’in Fuhş-i Atik adlı eseri ve Zafer Toprak’ın 1914-1933 yılları arasında devletin fuhuşla alakalı yaptığı düzenlemeleri anlattığı makalesi dışında başvuracak pek kaynağımız yok. Bir de 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında geçen ve İstanbul’daki eğlence hayatını anlatan romanlar var. Tüm bunları bir araya koyduğumuzda ilk resmi genelevlerin 1854’teki Kırım Savaşı’ndan sonra açıldığını ve hükümetin denetimine tabi kılındığını öğreniyoruz. Bu genelevlerde sadece gayrimüslim kadınlara çalışma izni veriliyor. Galata ve Beyoğlu muhitleri seks ticaretinin yoğun olduğu yerler o zaman da. Fakat Anadolu yakasında, özellikle Üsküdar civarında, Müslüman kadınlar da kayıt dışı seks işçisi olarak çalışıyorlar. O zamanın kadı kayıtlarına bakmak aslında bizlere bu konuyla alakalı çok daha ayrıntılı bilgi sağlayacaktır. 19. yüzyıl sonlarında uluslararası kadın ticareti çok artış gösteriyor. İstanbul da bu ticaretin en önemli merkezlerinden biri haline geliyor. Kadın ticaretiyle alakalı uluslararası kamuoyu oluşturuluyor ve İngiltere'de bir konferans düzenleniyor. Bu konferanstan sonra Osmanlı devletinden İstanbul’daki kadın ticaretiyle alakalı acil önlem alması isteniyor. Osmanlı buna cevaben bir takım önlemler almaya çalışıyor fakat asıl yasal denetleme ve düzenlemeler Cumhuriyet kurulduktan sonra yapılıyor.

- Cumhuriyet'e geçişte nasıl düzenlemeler yapıldı?

Cumhuriyet'le beraber milliyetçilik projeleriyle paralel giden girişimler yaşandı. Bir Türk toplumu yaratma ve nüfusu homojenleştirme projeleri ailenin kutsallığının vurgulanmasıyla iç içe geçti. Kutsal aile denen kurum tüm Türk milletinin kalbinin attığı yer olarak toplumsal tahayyüllere kazındı çünkü aileler, özellikle de kadınlar, ahlaklı ve sağlıklı çocuklar yetiştirmek zorundaydılar. Fuhuş ise böyle bir toplumsal projeyi tehdit eden tehlikelerden birisi olarak görüldü. O yüzden de Cumhuriyet’le beraber çok sıkı düzenlemeler getirildi. Kadınların kaldıkları yerler, sağlık durumları ve müşterileriyle olan ilişkileri “Fuhuşla ve Fuhuş Yüzünden Bulaşan Zührevi Hastalıklarla Mücadele Nizamnamesi”nin yürürlüğe girmesiyle ayrıntılı olarak denetlenmeye başlandı. Artık din ayırt etmeden, sadece Türk vatandaşı olmak kaydıyla kadınlara vesika verilebiliyordu. Vesika verilirken 21 yaş sınırı, evli olmama ve daha öncesinde kayıt dışı fuhuş yapmış olmaktan ötürü emniyette kaydının olması koşulları yasal prosedür olarak belirlendi. 


‘1930-33’te müthiş bir fahişe kadın avı başlatıldı’

- Genelevlerin yasaklandığı bir dönem oldu mu?

Evet, tam da aslında biraz önce bahsettiğim ahlaklı ve sağlıklı bir toplum oluşturma gayesi ilk önce fuhşu yasaklama çabalarını beraberinde getirdi. 1930 ve ‘33 yılları arasında devlet fuhşun düzenlenmesinden çok ortadan kaldırılması için mücadele etmeye çalıştı. Bir genelge yayınlayarak genelevlerin kapatılması için çalışmalara başlıyor. Türkiye’nin hiçbir yerinde yeni genelev açılmasına, genelevlerin yeni bir kadının kaydını yapmasına izin vermeme kararı alıyor. Sonra müthiş bir fahişe kadın avı başlatılıyor. Bu esnada birçok kişinin mahremiyet hakları ihlal edilerek büyük kargaşalara neden olunuyor. Yasaklamaların bir sürü insanı mağdur ettiğini ve bir işe yaramadığını görüp seks işçiliğini devlet kontrolünde yeniden düzenlemeye karar veriyorlar. İşte bugün de hala birkaç değişiklikle geçerliliğini koruyan ve diğer sorunuza cevap verirken bahsettiğim nizamname tam bu sırada yürürlüğe giriyor.  


‘Savaş döneminde birçok kadın para kazanmak için fahişelik yaptı’  

- Dipnotlarda askerlerin dikimevlerinde fahişeleri “ıslah” ettiğine dair bir bilgi yer alıyor. Asker, neden böyle bir misyon üstleniyor?  

Buna dair net bir açıklama yapmak çok mümkün değil ama dipnotta bahsettiğim bu bilgiyi Yavuz Selim Karakışla’nın bir makalesinden almıştım. Bilgi, 1910 yılında İstanbul Emniyet Müdürü’nün Emniyet Genel Müdürlüğü’ne yaptığı bir başvuruya dayanıyor. Malum o zamanlar savaşların yoğun olduğu yıllar ve birçok kadın savaşların getirdiği kıtlık ekonomisinde para kazanmak için fahişelik yapmaya başlıyor. Emniyet de bir yandan ahlak bekçiliğine soyunup bir yandan da bu kadınları savaş ekonomisine entegre edip muhtemelen onların ucuz iş gücünden kâr elde etmek için askeri dikimevlerini fuhşa karşı bir çare olarak görüyor.

- Bugün genelev hiyerarşisi nasıl işliyor?

Genelevler özel şahıslara ait. Yani genelevler devlete ait değil ama devlet tarafından sıkı bir yasal düzenlemeye tabiler. Genelevlerin ve devletin kayıtlı çalışan seks işçisi kadınlara takmış olduğu ad olan “genel kadın”ların kontrolü belirli bir mevzuat çerçevesinde Fuhuşla Mücadele Komisyonu tarafından yapılıyor. Bu komisyonu ahlak masasından, sosyal hizmetlerden, valilikten ve İl Sağlık Müdürlüğü’nden görevlendirilmiş kişiler oluşturuyor. Genelev açacak ya da işleten kişiler bu komisyonun direktiflerine ciddi şekilde uymak zorunda. Genelev açmak da belirli düzenlemelere tabi. Mesela, evli bir kadın kocasının izni olmadan genelevi açamıyor.  Ama tahmin edileceği gibi aynı kriter erkekler için geçerli değil. Onların en az 40 yaşında olmaları ve daha önce hapis cezalarının bulunmaması yeterli. Genelev açıldıktan sonra genelev patronları, vekiller atıyor. Vekil oranın düzenlemesini yürüten, vizite ücretini toplayan, seks işçileriyle ilişkileri düzenleyen biri olarak karşımıza çıkıyor. Kayıtlı seks işçilerinin, vekillerin ve genelevde temizlik işinde çalışan kişilerin ahlak masasına kayıt yaptırmaları gerekiyor ve devlet gözetiminden geçiyorlar.

- Ayşe Tükrükçü, vizite ücretinin 25 lira olduğunu söylemişti, vizite ücreti şu an ne kadar?

Şu an ne kadar olduğunu bilmiyorum ama iki sene önce 20 lira olduğunu söylemişlerdi.

-  Bu çok düşük bir fiyat değil mi?

Evet, çok düşük ama bunun bahşişi de var. Bahşişler, vizite ücretlerinden daha önemli yer tutuyor. Ayrıca, vizite ücretlerinin bu kadar düşük olmasında muhtemelen arz-talep ilişkisinin rolü büyük çünkü eskiye göre çok daha az kişinin geneleve gittiği söyleniyor. Örneğin, eskiden bayram günlerinde genelevin önü tıklım tıklım olurmuş ve adamlar sıra kapmak için birbirlerini yerlermiş. Kadınlar, müşteri sayısına yetişemediklerini, o zamanlarda vizite ücretlerinin bahşişlerle beraber fahiş fiyatlara yükseldiğini söylüyorlardı. Araştırma dâhilinde görüştüğüm kişiler şimdi öyle bir kalabalık olmadığını ve özellikle maddi durumu yerinde olan kişilerin genelevde çalışan kadınları değil, kayıt dışı seks işçiliği yapan güzel, genç kadınları seçtiklerini söylediler. Genelev müşterisinin ise genelde alt sınıf erkeklerden oluştuğunu dile getirdiler. Sanırım bu durum vizite ücretlerini neden bu kadar düşük olduğunu açıklıyor.


‘Fuhuşla Mücadele Komisyonu İstanbul’daki geneleve yeni kayıt almıyor’

- Genelevleri krizde mi?

İstanbul gibi büyük şehirleri ve Türkiye genelini ayrı düşünmek gerekiyor. İstanbul, kozmopolit ve cinselliğin görece daha özgür yaşandığı semtlere sahip bir şehir olduğundan cinsellik için hem çok daha fazla imkân var hem de küçük bir çevreden ibaret olmadığı için insanlar yargı mekanizmalarına daha az maruz kalıyor. Her anlamda çeşitliliğin ve kalabalığın çok fazla olduğu bir yer burası. Ama çok daha muhafazakâr ve küçük bir kentte, kayıt dışı seks veya evlilik öncesi cinsel ilişki hala tabu olduğu için birçok erkek genelevin kapısını aşındırıyorlar. Hem de erkekler olası birçok toplumsal baskı ve kontrolden kaçarak cinselliklerini gözlerden uzak, duvarların arkasında gizlice yaşayabiliyorlar. Hatta evlilik öncesi cinsel deneyim kazanmak ya da ilk cinsel ilişkilerini yaşamak için geneleve gitme konusunda çevrelerinden bayağı teşvik dahi görebiliyorlar. O yüzden muhafazakâr kentlerdeki genelevlerin krizde olduğunu söylemek pek mümkün görünmüyor. Türkiye genelinde genelevi ekonomisinin krizde olduğunu düşünmüyorum. Fakat Fuhuşla Mücadele Komisyonu İstanbul’daki geneleve 2001 yılından beri yeni kayıt almıyor.


‘Genelevlerinin kapatılması kadınları kayıt dışı sekse teslim eder’

- İstanbul’daki geneleve neden kayıt yapılmıyor? 

Bu genelev meselesi AKP 2002 yılında iktidara gelene kadar hep bir seçim propagandası haline dönüştürülmüştü. Yani muhafazakâr partiler her seçim öncesi eğer iktidara gelirlerse genelevleri kapatacaklarına dair beyanlarda bulunurdu. 2007 seçimlerinde de benzer bir propaganda yapıldı fakat bu sefer Ayşe Tükrükçü ve Saliha Ermez sözlerini kendileri söyleyip hayat kadınlarının başkalarının siyasetine malzeme olmasına engel oldular. 

Şimdi genel resme bakınca aşağı yukarı AKP'nin iktidar olduğu zamandan beri İstanbul genelev kayıtları durdurulmuş durumda. AKP hükümeti içten içe İstanbul genelevini bu yolla bitirme gayesi güdüyor olabilir ve sonrasında bunu "fuhşu biz bitirdik" gibi bir propaganda aracına dönüştürmeyi amaçlıyor olabilir. Ama burada vurgulanması gereken diğer bir şey ise genelevlerin kapatılması seks işçiliği yapan kadınların sorunlarına çözüm getiren bir şey olmaktan öte, bu kadınları kayıt dışı seks ekonomisine teslim ederek şiddeti daha da artıracak bir şey. Yani artık kadın hep suçlu durumuna düşüp, hem müşterilerin, hem kadın tacirlerinin hem de polisin içinde bulunduğu şiddet ve rant ekonomisinde çok daha fazla mağdur duruma düşecek. Genelevlerin kapatılması demek, devletin bu alandan elini eteğini çektiği anlamına gelmiyor. Aksine seks işçiliği yapan kişileri kayıt dışı seks ticaretine ittiğinden, polisin bu kişilerle kurduğu ve kuracağı rüşvet ilişkilenme biçimlerini hayli artıran bir rant ekonomisi yaratıyor. O yüzden birçok seks işçisi aslında genelevlerin kapatılmasından çok, çalışma ve güvenlik koşullarının iyileştirilmesini, seks işçisi diye yasal bir kategorinin tanınıp bunun neticesinde bazı yasal haklara kavuşmayı ve devletin seks işçilerinin yaşadığı şiddete karşı acil önlem almasını talep ediyor. 

- Kitabınızda da bazı ahlak masası polisleri ve kadın tacirleri arasındaki maddi çıkar ilişkisinden bahsediyorsunuz. Rüşvet anlatıları ne sıklıkla karşınıza çıktı? 

Sürekli duyduğum bir şey oldu. Beni çok da şaşırtmadı. Özellikle İstanbul genelevine yeni kayıtların yapıldığı yıllarda kimi polislerle kadın tacirlerinin bir olduğu, kadınları tuzağa düşürerek geneleve kayıtlarını yapmakla tehdit ettikleri ve böylece kadınları kadın taciri için çalışmaya zorladıkları hikâyeler çok fazlaydı. Bu işbirliğinden hem kadın tacirleri hem de bu polisler kârlı çıkıyor, kadınların daha da fazla sömürülmesine neden oluyorlardı. Şimdi de illaki buna benzer hikâyeler var ama daha çok bazı polislerin kayıt dışı seks işçiliği yapan kadınları emniyete götürüp gözaltına almakla tehdit ederek kadınlardan rüşvet alma hikâyeleri daha fazla.


‘Bazı polisler, seks işçiliği yapılan kimi evleri haraca bağlamış durumda’

- Rüşvet ilişkisi, otel sahipleri ile polis arasında da var mı?

Var. Bazı polisler, bazı noktalarda kayıt dışı seks işçiliği yapılmasına rüşvet karşılığında göz yumuyor. ”Kapına mühür basarım, ceza yazarım” gibi tehditlerle seks işçiliği yapılan kimi evleri haraca bağlamış durumda.


‘Rüşvet verecek paraları olmayanlar cinsel hizmet vermek zorunda kaldıklarını anlattı’

- İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın'ın getirdiği "bonus sistemi" ne göre ne kadar kayıt dışı seks işçisi yakalatırsan o kadar kazanıyorsun, diğer taraftan da bir rüşvet ekonomisinden bahsediyorsunuz. Bu ikilem polis tarafından nasıl yaşanıyor?

Bu polisler, yaptıkları kombinasyonlarla iki yöntemi de çok iyi kullanıyor. Hem ceza kesip, hem de rüşvet alıyorlar. Mesela kayıt dışı çalışan seks işçilerini eğer rüşvet vermezlerse daha fazla ceza keseceklerini veya o bölgede gözünü açtırmayacağını söyleyerek tehdit ediyorlar. Özellikle, trans kadın seks işçileri bu şiddete çok fazla maruz kaldı ve birikmiş cezaları yüzünden devlete çok fazla borçlandılar. Artık bir noktadan sonra bu polislerin cezaları keyfiyete dönüşmüştü ve trans kadınları taksiye binerken ya da alışveriş yaparken yakalayıp çevreyi rahatsız ettiklerini ya da trafiğe engel olduklarını bahane ederek trans kadınlara ceza makbuzu kesiyorlardı. Polis, arka sokaklarda yakalamalarına rağmen ana caddede trafiği bloke ettiklerini gerekçe göstererek seks işçisi olmayan trans kadınlara dahi ceza yazdı. Yazdıkları bu cezaların sayısı ölçüsünde prim alıyorlar ya da tatille ödüllendiriliyorlar. Kadınlar bu durumu Kabahatler Kanunu ve Trafik Kanunu adı altında düzenlenmiş ve resmi olarak rüşvet toplamaya yarayan bir taktik olarak anlatıyorlar.

- Bunlar sadece maddi mi yoksa cinsel istismar da var mı?

Cinsel istismar hikâyeleri de dönüyor. Her şey dönerken o neden dönmesin? Çok fazla kadın, trans kadın rüşvet verecek paraları olmadığı zaman cinsel hizmet vermek zorunda kaldıklarını anlattı.  


~


‘Pembe kimlik almış çok fazla trans kadın geneleve kayıt yaptırmak için bekliyor’

- Genelev, sokaktan daha mı güvenli?

Bu güvenlik meselesi biraz karışık bir mevzu. Genelevin daha güvenli olduğunu düşünerek zamanında kayıt yaptırmış ve sonrasında da bin pişman olmuş bir sürü kadın var. Diğer yandan 2001 yılında durdurulan genelev kayıtlarından sonra geneleve girmek için sırada bekleyen çok sayıda kadın var. Bu kadınlar arasında özellikle pembe kimlik almayı başarmış trans kadın sayısı hayli fazla. Trans kadınlar için kayıt dışı çalışmak genelevde çalışmaya göre çok daha riskli olabiliyor. Özellikle son yıllarda şahit olduğumuz nefret cinayetleri sonucu birçok trans kadın öldürüldü ve bu cinayetleri genelde cinsel ilişkiye girdikleri adamlar işledi. Öldürülme riskiyle her an burun burunalar ve bu kadar şiddet içeren sokaklarda çalışmaktansa vesika alıp genelevde çalışmak isteyen kadınlar var.

Birebir görüşemediğim fakat genelevde seks işçisi olarak çalışan iki tane trans kadın vardı. Anlatılanlara göre, orada sokağa nazaran daha rahatlar. Genelevlerinde eskisi kadar şiddet olmadığını, kayıt dışı fuhuşta çok daha fazla genç ve güzel trans kadın olduğu için genelevlere talebin azaldığını söylüyorlar. Toplu halde çalıştıklarından dolayı herhangi bir şiddet vakasında diğer odalardan çıkıp gelecek ve anında müdahale edebilecek birilerinin olması güvenlik konusunda içlerinin daha rahat olmasını sağlıyor. Bir yandan da sistemin kendi kendini bitirmesi için devlet, kayıt yapmayıp oradaki kadınların yaşlanmasını bekliyor gibi bir değerlendirme var. Bazı trans kadınlar, İstanbul genelevindeki kadınlarının çoğunun artık 60 yaşlarında olduğunu ve eskisi gibi bir şiddet ortamının kalmadığını söylüyor. Ama bunu bir de trans olmayan ve hâlâ genelevde çalışan kadınlardan dinlemek lazım. Yani genelevi olumlu bir yer olarak tarif etmektense, genelevi sokağa göre daha olumlu bir yer olarak görmeye neden olan sokağın şiddetine dönüp bakmak lazım. Demek ki bayağı istisnai şiddet hallerinden bahsediyoruz.


‘Canan hamile kaldığı polis sevgilisinin ısrarıyla kürtaj oldu’

- Çalışmanız boyunca sizi en çok etkileyen hikâye ne oldu?

Çalışmanın üzerinden 5 sene geçmesine rağmen beni en çok etkileyenlerden bir tanesi Canan'ın hikâyesi. Yaklaşık üç kere doğum yapıp her seferinde çocuğunu farklı nedenlerden dolayı kaybeden ve kayıtdışı seks işçisi olarak çalışan bir kadın kendisi. Canan, mülakatımız esnasında, çıkarıp günlüğünü benimle paylaştı. Bana o kadar güveneceğini hiç düşünmemiştim. Günlüğünün bir kaç sayfasını okurken bayağı kötü olmuştum ama içinde yazanları paylaşmayı hem etik açıdan hem de siyaseten doğru bulmadığım için bilgiler, kitabın içeriğine dâhil olmadı. Sonrasında Canan’ı çok kereler düşündüm ve görüştükten bir ay sonrasına kadar çeşitli nedenlerden ötürü Canan’ı arayamadım. Bir ay sonra aradığımda telefon numarası artık ona ait değildi ve sonrasında ona bir daha ulaşamadım. Bu beni bayağı üzmüştü. Hâlâ da zaman zaman ne yaptığını, nerede olduğunu çok merak ediyorum.

- Canan, bir yandan da bir polise âşık olmuş ve ondan hamile kalmış bir kadın. Çalışma sürecinde polislere dair olumsuz hikâyeler toplarken Canan’ın polise âşık olmasını size ne hissettirdi?

Şiddet gösteren kocalarına âşık olduklarını söyleyen, onları bir şekilde hep haklı çıkarmaya çalışan kadınların hikâyeleri geliyor aklıma. Cellâdına âşık olma mevzusu… Canan, çıkış noktası bulamamış, ailesi tarafından terk edilmiş, oradan oraya savrulmuş, artık seks işçiliği yapmak istemeyen bir kadındı. Ve Canan’ın gözünde, polis genel olarak, onu hem bu dünyaya sokan hem de bu dünyadan çıkarabilecek bir iktidar öznesini temsil ediyordu.  Canan belki de o bebeği doğurarak polis sevgilisiyle aralarında ciddi bir şey olabileceğini düşünüyordu. Ama sevgilisinin de ısrarıyla kürtaj olup sonrasında da bu adam tarafından terk edilmişti. Canan’ın çok canı yanmıştı. Ne hissettiğime gelince, tüm bunları dinlerken bir sürü duygu birden hissettim; isyan, öfke, şefkat, çaresizlik... Hiç kolay değildi Canan’ın içinden geçtiği süreç.


‘Vekiller, vesikalı kadınların çalışma süresini yarım gün gösteriyordu’

- Kayıtlı çalışan kadınların evlilik dışında çıkış yolları var mı? Ne zaman emekli olabiliyorlar?   

Çıkamayan kadınların hikâyesinin nedeni tam gün ödenmesi gereken primin yarım gün ödenmesiydi. Vekiller, tam gün gösterilmesi gereken işi yarım gün gösteriyorlardı. Sosyal sigorta primi ödemeleri hâlâ aynı şekilde mi yürütülüyor bilmiyorum ama benim görüştüğüm kadınlar bunun için çok mücadele etmiş, içerden çok zor çıkmış kadınlardı. Basit matematiğe vurduğumuzda primlerin ödenme biçimi kadının ancak öldükten sonra emekli olabileceğine dair bir hesap sunuyor bize.

- AİDS veya herhangi bir bulaşıcı hastalık çıkış noktalarından bir tanesi mi?

Bir hastalık teşhisi konduğunda, kadınlar bir süre hastanede kalıp tedavi olmak zorundalar. İyileştikten sonra geneleve geri gönderilen kadınlar vardı. Bir kadına HIV pozitif teşhisi konduğunda ona nasıl muamele edildiğini ve edileceğini bilmiyorum. Böyle bir teşhis vakası yaşanmış mıdır, onu da bilmiyorum. Bunlar devletin gizlilik nedeniyle hepimizden sakladığı bilgiler. Hatta bir keresinde kadınların düzenli olarak Cankurtaran sahilinde gittikleri Cankurtaran’daki Deri ve Tenasül Hastalıkları Devlet Hastanesi’ne girebilmek ve kadınlarla görüşebilmek için cinsel yolla bulaşan hastalıklar ile ilgili bilgi topladığımı söylemiştim. İl Sağlık Müdür Yardımcısı da devletin olduğu yerde hastalık olmazmış gibi: "Ne demek istiyorsun? Bunlar devletin genel kadınları! Onların arasında hastalık bulamazsın. Devlet zaten gereken önlemleri alıyor, hasta masta yok" deyip bana çıkışmıştı. Sonrasında da zaten hastaneye girişime izin verişmemişti. 

‘Fuhuşla Mücadele Komisyonu, protokolde ‘devlet itibarını zedelersem’ tüm bilgilere el koyacağını söyledi’ 

- Çalışmanız esnasında başka müdahaleler oldu mu?

Vesikalı kadınlarla konuşabilmek için ya geneleve ya da kadınların düzenli sağlık kontrolünden geçtikleri hastaneye gitmem gerekiyordu. Ancak, yasalara göre bir kadının geneleve girmesi yasak. O yüzden, Cankurtaran’daki hastaneyi denedim. Yalnız artık burası tadilattan geçiyor ve şu an kadınlar bildiğim kadarıyla Bakırköy Devlet Hastanesi’ndeki bir klinikte kontrolden geçiyorlar. Cankurtaran’daki hastaneyi ilk ziyaretimde araştırmamdan ne kadar memnun olduğunu dile getiren başhekim, ikinci görüşmemde üslubunu tamamen değiştirip, "Seninle konuşmamı istiyorsan ilk önce yazılı kâğıtla gelmen gerekiyor, İl Sağlık Müdürlüğü'nden izin alman gerekiyor" dedi. Bu izni alabilmek için yaklaşık üç ay çabaladım. Çabalarım esnasında "Neden hayat kadınlarını çalışıyorsun, anneleri çalışsana, doğum yapan kadınları neden çalışmıyorsun? O zaman sana hemen bir hastane izni ayarlarız" gibi caydırıcı olmaya çalışan söylemlerle karşılaştım. Diğer yandan tüm kurumsal yollar tıkanana kadar vazgeçmek istemedim.  

İzin almaya çalışma sürecinin kendisi zaten karşılaştığım ilişkiler ve seks işçisi kadınlarına dair kurumsal kişilerin takındığı tavırları görmem açısından çok çarpıcıydı. En sonunda İl Sağlık Müdürlüğü’ne verdiğim izin başvurusu dilekçem, Fuhuşla Mücadele Komisyonu’na sevk edildi. Uzun süren oyalamaların ardından benim vazgeçmeyeceğimi anladıklarında önüme protokol koydular. Kadınlarla konuşmama izin vereceklerini ama onların tayin ettiği birinin benimle beraber bu araştırmayı yöneteceğini, mülakatlara katılacağını ve bu mülakatların deşifrelerle birlikte İl Sağlık Müdürlüğü’ne teslim edilmesi gerektiğini söylediler. Eğer araştırma esnasında veya mülakatlarda devletin itibarını zedeleyecek bir şey gözlemlenirse araştırmayı durduracaklarını ve bütün bilgilere el koyacaklarını söylediler. Ben de artık bu noktada yıldım ve araştırma alanımın kurumsal ayağını feshetmek zorunda kaldım.


‘Devlet genelevlerini çalışmama izin vermedi çünkü…’

- Devlet, kitapta kullandığınız tabirle “yatak odasını” konuşmaktan çekiniyor mu? Genelevlerini çalışmanıza neden izin verilmedi?

Devlet bana izin vermedi çünkü çalışmam, kadın cinselliğini çok görünür kılacak bir çalışma. Türkiye’de cinselliğin nasıl konuşulduğu aşikâr; ya küfür ve argo üzerinden ya da namus üzerinden, erkeğin cinsel gücü yüceltilip sürekli bu gücün aktifliği vurgulanırken, kadınınki erkeğin ihtiyaçlarına cevap vermesi gereken pasif bir cinsellik olarak konuşuluyor. Kadının cinselliği ancak doğurganlıkla anlam bulan ve kadının aktif cinsel arzusu üzerinden konuşulmaması gereken bir cinsellik. Kadın seks işçileri aslında bu algıyı ve düzenlemeyi sarsan, aktif kadın cinselliğini gün yüzüne çıkaran ve insanların yok sayamayacağı bir görselliğe büründüren kişiler. Devletin, bu kadınları duvarlar arkasına saklayıp, bilgileri de paylaşmaması gerekiyor çünkü paylaşıldıkça normalleşen, normalleştikçe ahlak anlayışımızı değiştiren ve “namuslu” ile “namussuz” kadın arasındaki ayrımı silikleştirecek bir bilgiden bahsediyoruz. Bu konudaki sessizlik ve mekân düzenlemeleri, bahsettiğim kadın ayrımını yeniden yeniden üreten iktidar tekniklerinden yalnızca birkaç tanesi.  

- Dipnotlarınızda benzer bir sessizliğin, TSK ve Adli Tıp Kurumu’nda da geçerli olduğunu söylüyorsunuz. Bu kurumların genelevle ortaklaştığı noktalar neler?

Diğer alanlarda araştırma yapmadım ama bu kurumlara dair çevremden bazı arkadaşların zamanında yaptığı ufak çaplı araştırmalar var. Tüm bunları bir araya koyunca aslında devletin mahremiyetle kurduğu ilişkiye dair bir harita çıkıyor. Toplum, cinsellikle kurduğu mahrem ilişkinin bir benzerini ölü bedenlerle de kuruyor. Devlet bu mahremiyet biçimlerini kurumları vasıtasıyla sürekli kurarak aslında bunu bir iktidar aracına dönüştürüyor. Ölüm de mahrem bir şey ve Adli Tıp da devletin ölümle nasıl bir ilişki kurduğunu anlamak açısından önemli bir alan. Fakat orası bir sırlar alanı ve araştırmacıların erişimine çok da açık bir yer değil. Ya da açık olsa bile belli bir dereceye kadar açık.


‘Devlet erkek vatandaşının sırtını sıvazlıyor’

- Mekânlar ve bilgi paylaşılsa ne olur?

Mesela geçtiğimiz hafta, RTÜK,  Mor Çatı'nın kadına yönelik şiddete karşı yaptığı kısa filmleri yasakladı. Filmler, “Her gün beş kadın erkekler tarafından öldürülüyor” gibi aylardır süren Kadın Cinayetleri Kampanyası’nın gündemimize taşıdığı toplumsal gerçeklere dayanarak bu gerçekleri dile getiriyorlar. Ne oldu bu filmlere? Filmler tam da erkek iktidarını kıracak, belki de toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle savaşmada çok etkili olacak bir dili, bir konuşma biçimini ana akım medya üzerinden toplumda dolaşıma sokacağı için tehlikeli bulundu. Çünkü böyle konuşma biçimleri genel toplum düzeni için riskli bulunuyor ve insanlarda belirli farkındalıkları yaratacağı düşünüldüğünden yasaklanıyorlar. Bu yasaklar belirli bir erkekliğin toplum içerisinde örgütlenmesi ve egemenlik kurması vasıtasıyla mümkün oluyor. Bu örgütlenme, devletin içinde de var ve bunu fuhuş üzerinden de yapıyor. Cinsellik ve cinsiyet üzerinden çok fazla şiddet dönüyor ama bunlar var olan iktidar mekanizmaları sayesinde çok başarılı bir şekilde örtbas edilip sessizleştiriliyorlar. Devlet aktif erkek cinselliği için genelevler üzerinden alan açıyor, bu açtığı alandaki ilişkilerin eşitsiz kurulmasına ve belirli mağduriyetler oluşmasına vesile oluyor, erkek vatandaşlarının sırtını sıvazlıyor ve sonra da buralarda yaşanılan şiddet biçimlerini gözlerden kulaklardan ırak kılarak şiddetin kat be kat artmasına neden oluyor. Tüm bunları açığa çıkarma ya da toplumla paylaşma çabaları aslında devletin de işbirlikçisi olduğu ilişkiler ve iktidar ağlarını açığa çıkaracağından dolayı sürekli olarak engelleniyor.


‘Kutsal aile tamamen bir mit’

- Tüm anlattıklarınız yanında bir de "kutsal aile" tezi var. Bu ikisini birlikte düşünmek sizin için ne ifade ediyor? 

Kutsal aile tamamen bir mit. Bu kutsallık adı altında neler yapıldığını, hatta kutsallık söyleminin kendisinin belirli şiddet ilişkilerini nasıl mümkün kıldığını ve bunları gizlemede nasıl başarılı olduğunu feminist siyaset sayesinde biliyoruz. Ailenin bugünkü anlamıyla özel alan ve kutsal olarak kurgulanması aslında iktidarın örgütlenme biçimleriyle alakalı. Kutsalın ne olduğunu tanımlayabilmek için kutsal olmayanın ne olduğunu da tanımlamak lazım. Bütün bu kutsal aile miti özetle bakire genç kız, fahişe ve anne üçlüsünün etrafında toplanıyor. Genç kıza hayatta olabileceği iki seçenek sunuluyor: ya fahişe ya da anne. Böylece kadın bedenleri kutsallığın haritasının çiziminde asıl belirleyiciler olarak yerlerini alıyorlar.

Erkekler ise bedenlerini böyle değer farklılıkları üzerinden değil, zaten başından beri kendisine atfedilen pozitif değerler üzerinden deneyimliyorlar. Tabii yine belirli erkekler için konuşuyorum, yani heteroseksüel olanlar için. Dolayısıyla heteroseksüel erkek kişi kadının aksine hiçbir zaman kutsal aile için bir tehdit unsuru oluşturmuyor. O hep bu kutsallığın bekçiliğini yapmakla yükümlü ama bunu yaparken de kutsal olan ve olmayan alanlarda rahatça fink atan ve fink attıkça güçlenen kişi. O yüzden bu kutsal aile tanımının analizi toplumda yer alan eşitsiz ilişkilenme biçimlerini masaya yatırmadan anlaşılmayacak şeyler. Kutsal aile anlayışını deşmek ve ardında yatan iktidar ilişkilerini görmek kadınları özgürleştirecek mücadele biçimlerine dair de önemli ipuçları içeriyor. O yüzden kutsal olmayanın izini sürmek ve onun neden kutsal olamadığı sorusunu sormak önemli.