REKLAMI GİZLE

Libya sessizliğinin nedeni...

Yasemin Çongar, Kaddafi'ye neden 'bırak, git' çağrısının yapılamadığını yazdı.

- A +

T24- Taraf Gazetesi Genel Yayın Yayın Yönetmeni Yardımcısı Yasemin Çongar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Mısır'ın devrik lideri Hüsnü Mübarek’e yaptığı “bırak, git” çağrısını Libya'nın geleceği meçhul lideri Muammer Kaddafi’ye henüz yapamamasının nedeninin ülkede yaşayan 25 bine yakın Türk'ün can güvenliği olduğunu yazdı.

Çongar'ın Ya Da köşesinde yayımlanan (22 Şubat 2011) yazısı:


Ankara susuyor çünkü...


Libya’nın, isimleri çoğumuzun hafızasına, yüz yıl öncesinin Osmanlı-İtalyan Savaşı’na ilişkin bölük pörçük okul bilgileriyle yerleşen şehirlerinde yine kan akıyor. Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal’in Aralık 1911’de muharebe kazandığı Tobruk; ardından Ocak 1912’de gözünden yaralandığı ve bir ay tedavi gördükten sonra Mart 1912’de buradaki Osmanlı birliklerinin komutanlığını üstlendiği Derne; aynı aylarda Kurmay Binbaşı Enver’in komutanlığında, Osmanlı’nın tam bir hezimet yaşayarak geri çekilmek zorunda kaldığı Bingazi, bir asır sonra, bu kez, kendilerini 1969 darbesinden beri “Birader Lider ve Devrimin Kılavuzu” unvanıyla yöneten Albay Kaddafi’ye karşı ayaklanan Libya halkının mücadelesine sahne oluyor.

Bu şehirler, siyasi haritası ortadan düz bir çizgiyle ikiye ayrılan Libya’nın doğu yarısında ve bir haftadır devam eden isyanın kalesi konumundalar... Esasen, ülkenin batı yarısında kalan başkent Trablus’tan sonraki ikinci büyük yerleşim merkezi olan Bingazi’nin pazar gününden itibaren isyancıların denetimine geçtiği, Mısır sınırından başlayıp Bingazi istikametinde doğudan batıya doğru sayarsak Tobruk, Derne, Al Bayda ve Al Marj’ın da Kaddafi’nin denetiminden çıktığı bildiriliyor.

Zaten diktatörün en küçük oğlu Seyfülislam Kaddafi, pazartesi sabaha karşı Libya Devlet Televizyonu’ndan yayımlanan tehditkâr konuşmasında, ülkenin doğu-batı olarak bölünebileceğini, isyan durmazsa iç savaşın başlayacağını ve 68 yaşındaki babasının Trablus’taki birlikleri bizzat yönettiğini söylüyordu. “Son adam, hattâ son kadın kalana kadar savaşacağız” diyen Seyfülislam Kaddafi, bir yandan kendi halkını “düşman” bellemiş bir hükümranın hoyrat üslubuyla konuşurken, bir yandan da, sonunun yaklaştığını anlayan bütün zorbaların başvurduğu yalana sarılarak, “Yabancı güçler ülkemizi karıştırıyor” demekten geri durmadı; dahası, yüz yıl öncesinin hatıraları ile o hatıraların canlandıracağını umduğu “anti-emperyalist” duyguları kaşımayı denedi: “Libya’yı, İtalyanlara ve Türklere terk etmeyeceğiz...”

Bu son cümlenin, Ankara’yı tek kelimeyle “çıldırttığını” söyleyebilirim. Dün gerek Başbakan’ın yakın çevresindeki AKP’li kadroda, gerekse Dışişleri’nin kurmayları arasında Kaddafi’ye, oğluna ve genel olarak Libya rejiminin son günlerde uyguladığı insafsız şiddete yönelik çok keskin bir öfke vardı.

Bu haklı öfkenin, açıklamalara yansımaması ise, anlaşılabilir bir gerekçeye dayanıyor. Dışişleri Müsteşarı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu dün Ankara’daki kriz masasından, yanından durumla ilgilenen diğer diplomatlar olduğu halde, telefon ettiğinde, “Libya’da yirmi beş bin vatandaşımız var, onların can güvenliğini sağlamak birinci öncelik” diyordu ve haklıydı.

Türkiye, halen Libya’da iki yüzün üzerinde müteahhit, yüzden fazla şantiye, 27 milyar dolarlık toplam iş taahhüdü ile en aktif ülkelerden biri; yirmi beş bin Türkiye vatandaşı, Libya’daki yabancı uyruklular arasında en kalabalık grubu oluşturuyor. Bu gruptan yaklaşık dört bin kişi, isyancıların hâkimiyetine geçen bölgelerde yaşıyor. 1500’e yakın vatandaş, dün akşam ben bu yazıyı yazarken hâlâ Bingazi Havaalanı’nın hangarında yatıp kalkıyor, kendilerini almaya gelen THY uçağına iniş izni verilmemesi sonrasında, ekmek ve su sıkıntısı çekerek, tahliye için yeni bir imkân sağlanmasını bekliyorlardı.

Türkiye’nin bu amaçla yola çıkardığı gemilerin Libya’ya varması yirmi dört saat alacak; Büyükelçi Sinirlioğlu, ülkedeki vatandaşların tahliyesi için kırk sekiz saatin “çok iyimser” bir tahmin olacağını söylüyordu dün sabah. Ben, Ankara’nın tahliye operasyonu için, hızlı ve planlı bir çaba içine girdiği izlenimini edindim ama önümüzdeki iki-üç günün Libya’daki vatandaşlar açısından çok zor geçebileceği aşikâr...

Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP hükümetini, Kaddafi karşısında “susmaya” mecbur eden de bu zorluk zaten. Yoksa, başkentteki siyasetçi ve diplomatlarla kısacık bir sohbet bile, yakın zamana dek Ankara’dan “dost ve kardeş” muamelesi gören Libya liderinin, artık tam bir nefret objesine dönüştüğünü ve bir an önce çekip gitmesinin yeğlendiğini anlamanıza yetiyor. Erdoğan’ın, Mübarek’e yaptığı “bırak, git” çağrısını Kaddafi’ye henüz yapamaması ve belki daha bir süre açıkça yapamayacak olması, Libya’daki Türkiye vatandaşlarının hâlihazırda “mahsur” durumda olmasından kaynaklı... Tabii, Ankara’nın kendisini susma mecburiyetinde hissetmesi, vatandaşlarımızın fiilen “rehine” konumuna düştüğünü de gösteriyor.

Peki, bu durum ne kadar sürecek? Seyfülislam Kaddafi’nin dediği gibi çok kanlı bir iç savaş mı beliyor Libya’yı? Kırk yıllık diktatör daha ne kadar dayanabilir?

Bir yandan, Kaddafi’nin Bin Ali ve Mübarek’e kıyasla daha sadık bir askerî gücü olduğu kesin; Mısır ve Tunus’tan farklı olarak, Libya’da kendi özerk kurumsal kültürüne sahip bir “ordu” yok. Libya ordusu denen şey, büyük ölçüde Kaddafi’nin “kişiye özel” milislerinden oluşuyor... Kaddafi ne derse yapmaya hazır görünen, muhtemelen Kaddafi sonrası Libya’da kendilerine yer olmayacağını hesaplayan bir güç bu. Dünden itibaren, Bingazi’nin tam bin kilometre batısında kalan başkent Trablus’ta da, halka karşı devreye sokulan nişancıların gözükara birer katil gibi davranması ancak böyle açıklanabilir. Tabii, Kaddafi’nin oğullarından Mutassım’ın, Ulusal Güvenlik Danışmanı sıfatıyla ordudan sorumlu olduğunu, diğer iki oğlu Khamis ve Saad’ın ordunun komuta kademesinde yer aldıklarını da akılda tutmalıyız. Velhasıl, Mısır ve Tunus’ta askerin halka ateş açmayı reddetmesiyle hızlanan devrim, Libya’da zamana yayılabilir ve çok daha kanlı olabilir.

Öte yandan, Bin Ali ve Mübarek örneklerini gördükten sonra Tunus ve Mısır halklarının elde ettiği kazanımın gerisinde kalmak istemeyen, isyanı zaferle noktalamaya azimli Libyalıların sayısının hiç de az olmadığı anlaşılıyor. Kaddafi’nin bir kaçış stratejisi araması da, sanırım, bu azmi kavramasından kaynaklı. Nitekim, dün akşam ben yazıyı noktalarken Al Jazeera televizyonunun ekranına yansıyan son dakika haberi, Venezuela’daki yönetimin, Kaddafi’ye sığınma izni vermediği yönündeydi.

Oğulları ve milisleri ne kadar kafa tutsa da, “Birader Lider”in gidici olduğu artık kesin gibi... Ne kadar tez giderse, Libya halkı için de, Libya’daki yabancı uyruklular için de o kadar iyi olacak.