REKLAMI GİZLE

Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak'ın yargılandığı davada avukatlar dışarı atıldı; duruşma, Silivri'ye taşındı

16 Şubat'a dek sürecek duruşmada mahkemenin hükmünü açıklaması bekleniyor

- A +

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki cunta yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişimi sonrası tutuklanan gazeteci - yazar Ahmet Altan, akademisyen kardeşi Mehmet Altan ve gazeteci Nazlı Ilıcak'ın da aralarında bulunduğu 17 sanıklı davanın beşinci duruşması bugün (12 Şubat 2018) İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başladı. 16 Şubat'a dek sürecek duruşmanın ilk oturumunda Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu'nun Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkında verdiği "tahliye" kararının okunarak kayda geçirilmesini talep eden avukatlar Ergin Cinmen ve Sevgi Taş salondan atıldı. Mahkeme Başkanı, duruşmanın sonraki oturumlarının Silivri'de görülmesine hükmetti. İkinci oturum, yarın saat 09:30'da başlayacak. 

AYM Genel Kurulu'nun, Alpay  ve Mehmet Altan hakkında verdiği "tahliye" kararı, İstanbul 13 ve 26'ncı ağır ceza mahkemelerince "gerekçeli karar henüz Resmi Gazete'de yayımlanmadı" denerek uygulanmamıştı. Başbakan Yardımcısı ve eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da, söz konusu karara  "AYM, anayasa ve yasaların çizdiği sınırı aştı" diyerek tepki göstermişti. 

Mahkeme heyetinin, "cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni devirmeye teşebbüs ettikleri” iddiasıyla yargılanan Altan kardeşler ve Ilıcak hakkındaki hükmünü, 16 Şubat'ta açıklaması bekleniyor. 

Duruşmayı, Article 19, Sınır Tanımayan Gazeteciler, Uluslararası PEN, Norveç PEN gibi uluslararası örgütler de izliyor.

İşte dakika dakika yaşananlar

14:59 - Mahkeme Başkanı, duruşmanın bugünkü oturumunu bitirdi. Duruşmanın bir sonraki oturumu Silivri'de görülecek.

14:21 - Mahkeme Başkanı, Anayasa Mahkemesi'nin Mehmet Altan ve Şahin Alpay hakkında verdiği hak ihlali kararının  okunarak kayda geçmesini isteyen avukat Ergin Cinmen'i dışarı attı. 

14:13 - Fevzi Yazıcı, "Suçsuzum, beraatimi talep ediyorum" diyerek savunmasını bitirdi. Savunma sırası Ahmet Altan'da.

14:10 - Fevzi Yazıcı: Gözaltına alınmamdan tam 9 ay 10 gün sonra bir iddianame doğdu. Anlamı var mı? Hayır, tesadüf. Bunlar hayatın içinde var.

14:08 - Duruşma yeniden başladı. Fevzi Yazıcı savunmasına devam ediyor. 

14:05 - Duruşmaya, SEGBİS bağlantısı yapılamadığı için yeniden ara verildi. 

14:03 - Duruşma yeniden başladı. 

12:00 -  Duruşmaya saat 14:00'e kadar ara verildi. 

11:50 - Fevzi Yazıcı: Zaman gazetesinin suçlanan reklam filmiyle hiçbir ilişim, yetki ve sorumluluğum yok. TV'de bile denk gelmedim

11:49 - Fevzi Yazıcı: TMSF ve BDDK Bank Asya'yı 1,5 yıl yönetti ve terörist faaliyetten haberdar olmadı. Benim haberdar olmamı nasıl beklersiniz?

11:48 - Fevzi Yazıcı: Bank Asya hesabım kurumun açtığı maaş hesabıydı. Benim tercihim değil. Zaman'la maaş ilişkim bitince Bank Asya'dan ayrıldım. Fethullah Gülen'den asla talimat almadım. Hesap hareketlerimin seyri de bunun kanıtıdır. 

11:47 - Fevzi Yazıcı: Ben Zaman'da çalışırken, bir terör örgütünün yayın organında çalıştığımı hiçbir zaman düşünmedim. Onlar devletin bütün imkânlarına sahipken 'göremedik, farkedemedik' diyorlar. Benim ne imkânım vardı ki FETÖ'yü fark edeyim?

11:46 - Fevzi Yazıcı: Gazeteyi 15 Temmuz sonrası algıyla değerlendirmek doğru değil. Yasal gazeteydi, Maliyenin, Basın Savcılığnın denetimindeydi

11:45 - Fevzi Yazıcı: Zaman gazetesinin yayın politikasını belirlemedim, haber yazmadım, başlık atmadım. Ben tasarımcıyım. Gazeteyi dizayn ettim.

11:40 - Fevzi Yazıcı: Bu dava giderek darbe davalarına gölge düşürmek için kullanılmaya başlandı. Gazetecilerin darbeyle ne ilgisi var?

11:32 - Fevzi Yazıcı: Abdullah Gül'e gönderilen mektubun altındaki imza, iki yıl sonraki bu mektupta birebir aynı şekilde atılmış. Bu imkânsız.

11:31 - Fevzi Yazıcı: Bu mektup Zarrab davasına yetiştirilmek için alelacele hazırlanmış. Fethullah Gülen'in Abdullah Gül'e mektubundan fotoşop yapılmış.

11:30 -
Hâkim: Fethullah Gülen her şeyi görüyor mu, her hatayı farkediyor mu?
Fevzi Yazıcı: Altında imzası var, kendi yazsa görürdü herhalde.

11:28 - Fevzi Yazıcı kendisi aleyhine delil olarak dosyaya giren bir belgeyle ilgili konuşuyor: Yokluğumda flashdiske konmuş bir mektuptur. Sahte!

11:26 - İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı: Sanıkların ByLock kaydı bulunamadığına dair İstanbul Emniyeti'nden yazı geldi.

11:25 - Fevzi Yazıcı: Abdullah Gül'e gönderilen mektubun altındaki imza, iki yıl sonraki bu mektupta birebir aynı şekilde atılmış. Bu imkânsız.

11:20 - Başbakanlık ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) davaya "müşteki" olarak katılma talebi kabul edildi. 

11:17 - Duruşma başladı. 

10:45 - Ahmet Altan ve Mehmet Altan duruşmaya SEGBİS'le bağlanacağı duruşmaya Nazlı Ilıcak, Bakırköy Cezaevi'nden getirilecek. 

AYM'nin kararına uyulmamıştı

 
Başından itibaren uluslararası örgütlerin ilgi gösterdiği dava, son olarak Anayasa Mahkemesi’nin 11 Ocak tarihli kararında Mehmet Altan’ın tutukluluğunun hak ihlâline yol açtığı yönündeki tespiti ve bu kararın 26 ve 27. Ağır Ceza Mehkemeleri’nce uygulanmaması ile ülke ve dünya gündeminde öne çıkmıştı.
 
Duruşma öncesi P24'e konuşan Ahmet ve Mehmet Altan’ın avukatları Ergin Cinmen, Figen Albuga Çalıkuşu, Ferat Çağıl ve Melike Polat, bu davada düşüncenin yargılanmakta olduğunun altını çizerek, “dosya kapsamındaki ifade, düşünce, basın özgürlüklerinin ihlâli niteliğindeki hukuksal yanılgıya son verilmesi” beklentisini dile getirdiler.

Ne olmuştu? 

17  sanıklı olarak başlayan davanın ilk duruşması 19-23 Haziran 2017 tarihinde görülmüş, Altan kardeşler ve Ilıcak’ın yanı sıra diğer tutuklu sanıklar Fevzi Yazıcı, Yakup Şimşek ve Şükrü Tuğrul Özşengül ile tutuksuz sanık Tibet Sanlıman duruşmada savunmalarını yapmışlardı.
 
Beş günlük duruşmanın sonunda mahkeme tüm tutuklu sanıkların tutukluluklarının devamına karar vermiş, kararda “mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren deliller bulunması ve adlî kontrol hükümlerinin yetersiz kalması” gerekçe gösterilmişti.
 
Altanlar’ın gözaltı gerekçesi 14 Temmuz 2016 gecesi, sonradan kapatılan Can Erzincan TV’de Nazlı Ilıcak’la beraber katıldıkları bir televizyon programında darbe girişimiyle ilgili “sübliminal mesaj” vermek olarak açıklanmış, ancak yaygın uluslararası tepki sonrasında bu suçlama soruşturmanın ilerleyen aşamalarında şekil değiştirerek, “darbeyi çağrıştırıcı söylemlerde bulunmak” şeklini almıştı.
 
Davaya bakan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, davanın 19 Eylül 2017 tarihinde görülen ikinci duruşmasında, haklarında yakalama kararı çıkarılan firari sanıklar Ekrem Dumanlı, Osman Özsoy, Emre Uslu, Tuncay Opçin, Abdulkerim Balcı, Bülent Keneş, Faruk Kardıç, Mehmet Kamış, Şemsettin Efe ve Ali Çolak'ın henüz yakalanamamış olmaları nedeniyle bu sanıkların dosyasının ayrılmasına karar vermiş, böylelikle davada toplam yedi sanık kalmıştı. 

Üç müebbetten tek müebbete 


Davanın 11 Aralık 2017’de görülen duruşmasında esas hakkında mütalaasını sunan savcı, tutuklu yargılanmakta olan Ahmet Altan, Mehmet Altan, Nazlı Ilıcak, Yakup Şimşek, Şükrü Tuğrul Özşengül ve Fevzi Yazıcı'nın Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçunu düzenleyen 309/1. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmasını, tutuksuz yargılanan Tibet Murat Sanlıman’ın ise “'örgüte üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek” suçundan hapisle cezalandırılmasını talep etti.
 
Bundan bir sene öncesinde, Altan kardeşlerin avukatları 8 Kasım 2016 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne Ahmet ve Mehmet Altan için ayrı ayrı başvurmuş, mahkemeden bir cevap gelmeyince 12 Ocak 2017 tarihinde benzer başvurular Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılmıştı.
 
11 Ocak 2018’de Anayasa Mahkemesi, Mehmet Altan ve “Zaman gazetesi” davasında tutuklu olarak yargılanan köşe yazarı Şahin Alpay için yapılmış olan bireysel başvuruları görüşerek, Altan ve Alpay’ın tutukluluk hallerinin hak ihlâli teşkil ettiğini karara bağladı.
 
Ancak yargılamayı yapan İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi, önce AYM’nin gerekçeli kararının Resmî Gazete’de yayımlanmamış olmasını, ardından ise Anayasa Mahkemesi’nin “yetki gaspı” yaptığını öne sürerek, AYM kararı uyarınca yapılan tahliye taleplerini reddetti. Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlâli kararlarının emsâl teşkil etmesi nedeniyle Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak’ın avukatlarınca yapılan tahliye talepleri de oy birliğiyle reddedildi.
 
İstanbul 27. Ağır Ceza mahkemesinin de itirazları reddetmesi üzerine, Mehmet Altan’ın avukatları 30 Ocak günü Anayasa Mahkemesi’ne “âdil yargılanma ile kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlâl edildiği” ve “tutuklamaların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesi kapsamında siyasi olduğu” gerekçeleriyle yeni bir bireysel başvuruda bulundular. AYM 2 Şubat günü, bu yeni başvuruya öncelik vermeyi kararlaştırdığını duyurdu.
 
Altan kardeşler ve Nazlı Ilıcak adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) yapılan bireysel başvurular ise mahkemece henüz karara bağlanmadı. Ancak bu başvurularla ilgili olarak Strasbourg’daki mahkememin yürüttüğü evrak toplama ve yazışma süreci tamamlandı.
 
“Vahim hukuksal yanılgıya son verilsin”
 
Anayasa Mahkemesi’nin 11 Ocak tarihli kararında “Mehmet Altan’ın eylemlerinin iki yazı ile bir televizyon programında yaptığı konuşmadan ibaret” olduğunu saptadığını, tüm aşamalarını UYAP üzerinden incelediği dava dosyasında “somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığını,” “yazılar ve konuşmalar dışında somut olgu ortaya konulmadan başvurucunun tutuklanmış olmasının ifade ve basın özgürlüklerine yönelik caydırıcı bir etki doğurabileceğini” hükme bağladığını hatırlatan Ahmet ve Mehmet Altan’ın avukatları, Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin “15 Temmuz darbeye teşebbüs suçu”na dair kararlarında darbe suçunun unsurlarının “cebir ve şiddet” olduğunun, ve manevi cebrin Türkiye’deki yasal düzenlemede olmadığının da altını çizdiler. Avukatlar, “Aksinin bizi Yassıada Mahkemelerine götüreceği kabul edilmektedir,” dediler.
 
Ergin Cinmen, Figen Albuga Çalıkuşu, Ferat Çağıl ve Melike Polat ortak açıklamalarında şunları vurguladılar:
 
“Siyasi iktidarın bu günlerde Avrupa Birliği’nin vizesiz dolaşım kriterlerinden geriye kalan kısmında düzenlemeye gittiğini, ifade ve düşünceyi korumaya alma gayreti ile Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılması muhtemel değişiklik önerilerini AB’ye ilettiğini görüyoruz.
 
Bizim davamızda da düşünce yargılanmaktadır – ki Anayasa Mahkemesi verdiği kararı da bu saptamayı yapmıştır. Bu gelişmeyi birlikte değerlendirdiğimizde, bomboş olan dosya kapsamında, ifade, düşünce ve basın özgürlüklerinin ihlâli niteliğindeki ağır, vahim hukuksal yanılgıya son verilmesini bekliyoruz. 
 
Hukuka olan inancımız gereği adalet arama çabamız ile savunmamızı yapacağız.’’