Gündem

'Alevilerle dil sorunu yaşadık, birbirimize karşı ikiyüzlü davrandık'

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez, cemevlerine hukuki statünün verilmesi taraftarı olduğunu söyledi

22 Kasım 2014 12:31

 

Camilerde Alevilere yönelik kullanılan sorunlu dili düzelttiklerini söyleyen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez, “Geçmişte kendi düşüncelerimizi içimize saklayarak birbirimize karşı ikiyüzlü davranıyorduk” diye konuştu.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, hükümetin Alevilerle ilgili yaptığı çalışmalara atıfta bulunarak, “Artık somut adım atılması dönemi” dedi. Görmez, Alevilerle ilgili çalışmalar, Papa’nın Türkiye ziyareti, Küba’ya cami yapılması gibi başlıkların tartışıldığı kritik gündemde Milliyet’ten Önder Yılmaz’ı kabul ederek, soruları yanıtladı. Görmez’in açıklamaları özetle şöyle:

Haklı taleplerini anladık: Alevilikle ilgili 1000 yılda konuştuğumuzdan daha fazla son 10 yılda konuştuk. Olumlu neticeler aldık. Aleviliğin bütün bu topraklarda toplumsal sorun olmadığı sonucu çıktı. Talepler Aleviler ile Sünniler arasında bir kavga konusu değildir. Bir ötekileştirme, öfke, kin, nefret konusu asla değildir. Konuşmalarımızda Alevi vatandaşlarımızın kendi inanç dünyalarıyla ilgili meşru, haklı talepleri olduğu anlaşılmış oldu.

 

Dışarısı soruna dönüştürmek istiyor: Sünni ve Aleviler arasında sorun olmamakla birlikte içeriden ve dışarıdan bir soruna dönüştürme teşebbüslerini de farkına varmış olduk. Buna bizim yakın tarihimize baktığımızda Çorum, Maraş, Sivas, Madımak hatta Gazi olayları hatta son Gezi, Reyhanlı hadiselerine bakılırsa, bir damar bularak, içeriden ve dışarıdan toplumsal olmayan bu sorunu toplumsallaştırmak, farklı kesimleri karşı karşıya getirme niyeti net görülür.

 

İkiyüzlü davranıyorduk: 10 yılda tartışarak ortak dil yakaladık. Biz bunu 20 - 30 sene önce başaramazdık, konuşamazdık. Hep birimiz kendi düşüncelerimizi içimize saklayarak birbirimize karşı iki yüzlü davranıyorduk. Bu tartışmalardan sonra biz bilakis içimizi birbirimize iyi döktük. Birlikte ortak dil yakaladık. Bunda Diyanet’in önemli katkıları vardır.

 

Dilimiz sorunluydu: Bu konu hep Diyanet üzerinden tartışılırdı. Ortak dili yakalamak için cami içinde kullandığımız dili gözden geçirdik. Geçmişte cami içinde kendi Alevi vatandaşlarımızla ilgili yargı içeren dilimiz doğru değildi, sorunluydu. Şimdi ortak dil bulundu. Alevi vatandaşlarımızın yoğunlukla yaşadığı bölgelerdeki din görevlileri hizmet içini eğitimden geçtiler. Alevi ve Bektaşiliğin temel referans kaynaklarını yayınlayarak ortak dilin inşasına katkıda bulunduk. Özeleştiri yaparak işe başladık.

 

İslam dışı değil: Bu tartışmalar Aleviliğin İslam dışında bir inanç olmadığını ortaya çıkardı.

 

Aleviliği devlet tanımlayamaz: Konu bir tanımlama meselesinde tıkanıyor. Bu rahatlıkla aşılabilir. Devlet tanımlama yapmaz, tanır. Hiç kimse Diyanet de olsa devlet de olsa bir tanımlama yoluna gitmez, bu yolun sahipleri kendilerini tanımlarlar. Ancak bu tanımlamayı yaparken de Alevi vatandaşlarımıza düşen görev; Aleviliğin yazılı sözlü kültür ve kaynaklarını, ezgilerini, nefeslerini yok saymamaları. 1000 yıllık tarihi yok sayarak bir tanımlamaya gidildiğinde süreç tıkanmış oluyor.

 

Teolojik statü tıkar: Mesafe alınacaksa, teolojik bir tartışmaya girmemek gerekiyor. Bu konu insan hakları çerçevesinde bir hukuk ve siyaset çerçevesinden meseleye bakılarak çözüme kavuşturulabilir. Teolojik bir statü arayışına girildiği zaman çıkmazlara girilir, tıkanır.

 

Diyanet inanmaya da lazım: Talepler Aleviliğin ötesine taşınarak “Diyanet’i kaldıralım” talebi geliyor. Bu talep doğru değil, ortak çözüme götürmez, çözümsüzlük olur. Çünkü Diyanet zaman ilerledikçe bu millete lazım. Hem Alevisini hem Sünnisine lazım. Sadece Sünni’sine değil, inanana da inanmayana da herkese lazım.

 

Eksik varsa düzeltilir: “Din kültürü ve ahlak kültürü dersi kaldırılsın yahut nüfus cüzdanındaki din hanesini kaldıralım” talepleri oluyor. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’nde Alevilikle ilgili yanlış bilgi varsa düzeltiler, daha fazla öğretilsin deniyorsa eksik varsa, tamam o da düzeltiler. Tamamen kaldırılsın denilince farklı niyetler ortaya çıkıyor.

 

Devlet de endişeli: Devletin düzenlemeleri yaparken, ‘acaba kendi ellerimizde aynı inancı mensuplarını farklı iki dinmiş gibi karşı karşıya getirir miyiz?’ gibi bir endişesi hep oldu. Bu doğru ve haklı bir endişedir. Bunu yabana atmak doğru değil. Ama şimdilerde bu endişeleri de geriye bırakma noktasındayız.

 

Somut adım atma dönemi: Başbakanımız, Diyanet’i ziyaretinde bu konuyu bir takım süreçlere bağlayarak uzatmak yerine doğrudan somut adımlar atmak gerektiğini söyledi. Onun için ilk ziyaretini Hacı Bektaş’a yaptı.

 

Cemevlerine engel kalkmalı: İçinde kendi erkanının tatbik edildiği, inanç değerlerinin yaşatıldığı cemevleriyle ilgili her türlü engel ve olumsuzluklar ortadan kaldırılmalı. Teolojik tartışmaya girilmeden, arazi verilecekse tahsis edilmeli, elektiriği, suyu verilecekse verilmeli. Bu erkanları yerine getirilmek üzere görevlendirilecek olan dedelerle ilgili eğitimleri ve içeriğini yine bu yolun sahipleri belirlemeli.

 

‘Devlet statü veremez’

 

Hukuki statü: Cemevleriyle ilgili iki talebi birbirinden ayırmak lazım. Biri dini statü, ikincisi hukuki statü. Ben dini statünün laik devlet tarafından verilmesinin doğru olmadığını düşünüyorum. Bu çünkü yeni tartışmaları beraberinde getirecektir. Ama hukuki statü bellidir. Hukuk neyi gerektiriyorsa, Alevi vatandaşlarımızın kendi inanç değerlerini içinde yaşattıkları müessese olarak yoluna devam etmesi gerekir.

 

‘Ortaköy Cami’nin projesini gönderdik’

 

Küba ile 2 aydır görüşüyoruz: Küba’ya cami meselesi bugünün meselesi değil. Küba’daki Müslümanlarla 2 yıllık ilişkimiz var. Küba’dan ilk defa aralarında üniversite öğretim üyelerinin bulunduğu 10 Kübalı Türkiye’ye Konya Selçuk Dini Yüksek İhtisas Merkezi’nde eğitim aldılar. Bu esnada ortaya çıktı ki, Küba’da yerli Müslümanlar kendi aralarında 450-500 kişi civarındalar. Bu insanların cuma namazını kılacakları mekanları yok.

Kendi dini liderleri olan İmam Yahya Pedro kendi evini aynı zamanda cuma namazı için bir mescit haline getirdiğini ve cuma günü bu evde 6 defa üst üste cuma namazı kılmak zorunda kaldıklarını ifade etti.

Sayın Küba Büyükelçisi, Ankara’da Diyanet Vakfımızı ziyaret ederek kendi hükümetlerinin Havana’da deniz kenarında bir cami yapımı için bir yer tahsis edeceklerini buradaki yapılacak camiye katkıda bulunup bulamayacaklarını bizzat sormuştur. Biz de başkanlık olarak olumlu cevap verdik. Hatta Barok bir yapı olduğu için Boğaziçi Köprüsü’nün yanı başındaki Ortaköy Camiinin rölevelerini göndererek bunun oraya yakışacağını ifade ettik.

Ancak daha sonra Küba hükümeti yapılacak caminin projesini Müslümanların ortak kıblesi orada olduğu için Suudi Arabistan’dan alacaklarını söylediler. İslam ülkelerinden katkılarını alacaklarını da bize yazdılar. Biz de katkı sunabileceğimizi ancak Suudi Arabistan’ın kendine özgü cami mimarisinin oluşmadığını, katkıda bulunacaksak proje bazında da katkıda bulunacağımızın isabetli olacağını, takdirin yine de kendi hükümetlerinde olduğunu ifade ettik.

Bunlar bir iki aylık yazışmalar. Eğer Diyanet’ten talep edilirse halkımızın katkılarıyla Diyanet Vakfı aracılığıyla o camiyi yaparız. Bugüne kadar Washington, Moskova, Bişkek’te aynı şeklide camiler yaptık.

 

‘Fatura İslam’a çıkmasın’

 

Kasım ayı sonunda Türkiye’yi ziyaret edecek olan Papa’yla İslam coğrafyasındaki şiddet olayları ve azınlıklar meselesi ile dünyevileşme konularını ele alacaklarını belirten Görmez, şunları söyledi:

 

IŞİD’i savaş ortaya çıkardı: “Üzerinde duracağımız en önemli husus, İslam coğrafyasında yaşanan bütün acı hadiselerin; siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel bütün sebepleri yok sayılara faturasının sadece İslam dinine çıkarılması ve bunun başka dünyalarda hak ihlallerine gerekçe gösterilmesidir. İslamofobinin kurumsallaşması için gerekçe gösterilmesidir. IŞİD, El-Kaide, Taliban bunların hiçbirisi normal şartlar altında İslam dünyasında ortaya çıkmış değildir. Bunlar işgaller, savaşlar, dikta rejimlerinin gölgesinde ortaya çıkan bir takım travmalardır.

 

Azınlık sorunu değil: Bugün ne Suriye’de ne Irak’ta hiçbir gayrimüslim azınlık kalmadı. Bunun da İslamiyet’e fatura edilmesi kabul edilemez. Bu topraklarda azınlıklar değil, çoğunluk da tehdit tehlike altındadır. Irak ve Suriye’den Türkiye’ye göçün yüzde 1’i azınlıklardansa, ayrıca 2 milyon Müslüman nüfus buraya geldi. Sorun bir azınlık sorunu değil, Müslümanların gayrimüslimlere bakış açısı meselesi değil ama böyle bakılıyor ve ortaya konuluyor.

 

Dünyevileşme: Dünyanın maddileşme, dünyevileşme ve varlığı her türlü aşkınlıktan arındırma sorunu ve bu sorunun uzantısı olarak ortaya çıkan insan hakları ihlalleri, kadın hakları, çevre sorunları, fakirlik, açlık gibi temel sorunlar Papa ile masada üzerinde durmamız gereken konulardır.