Politika

AKP kurucusu Ayşe Böhürler'den kongredeki erkeklere: Ne kadar da duygusalsınız, kadın günlerindeki gibi!

"Erkeklere güç basamaklarını çıkarken bir şey oluyor, keşke siyaset bu kadar cazip olmasaydı"

28 Mayıs 2016 15:39

AKP kurucularından ve Yeni Şafak yazarı Ayşe Böhürler, Binali Yıldırım'ın Genel Başkan seçildiği AKP 2. Olağanüstü Büyük Kongresi'ne katılan erkeklere "Bugünlerde size ne kadar da 'duygusalsınız' demeden duramayacağım. 'Kadın duygusallığının siyasette yeri yok' diyen sesleriniz çınlıyor. İsim veremeyeceğim. Sanırım hepinizin sesi birbirine karışmış" dedi. "İlahi beyler! Kişisel analizler, özveriler, fedakarlıklar, yorgunluklar falan filan… Çok severdik, ah ne kadar yoruldular, kıymetleri bilinmedi…" diyen Böhürler, "İyi güzel de, bu yorgunluğun, koşuşturmacaların, uykusuzlukların sonucunda ortaya çıkan işe dair bir Z raporu yok mudur? Kadın günlerinde de böyle konuşulur inanın" görüşünü dile getirdi.

"Bir de erkeklere güç basamaklarını çıkarken bir şeyler oluyor" diyen Böhürler, "Allah en başta kendimizin zayıf ve kusurlu olduğumuzun idrak şuurunu versin, diye dua etmeden duramıyorum. Keşke siyaset bu kadar cazip olmasaydı… Herkes en iyi yaptığı işi yapmaya devam etseydi" ifadesini kullandı.

Böhürler'in Yeni Şafak'ta "İlahi beyler!!!" başlğıyla yayımlanan (28 Mayıs 2016) yazısı şöyle:

Bugünlerde size ne kadar da “duygusalsınız” demeden duramayacağım. Kulağımda “Kadın duygusallığının siyasette yeri yok” diyen sesleriniz çınlıyor. İsim veremeyeceğim. Sanırım hepinizin sesi birbirine karışmış. “Siyaset erkek işidir, duygusallığa yer yoktur. Kadınlar rasyonel davranmakta zorlanır, hemen duygusala bağlar.” Hep duyunca insan “sahi” sanıyor.

İlahi beyler!

Tam size inanıyordum ki birden fikrim değişti. Hem de Ak Parti kongresini izlerken.. Sadece sahne değil, civar, etraf... Hepiniz etkili oldunuz.

O gülmez, sert, haşin, mağrur ifadelerinizin altında ne kadar da duygusal, hassas ve kırılgan olduğunuzu bir kez daha müşahede ettim!

Yanılmışım, gerçekten kalbiniz varmış!

Hatıra, haysiyete, onura dair atıflar had safhadaydı. Siyasi nezakete, üsluba çok önem veririm. Hatta bizimkileri bu konuda pek bir kaba bulurum. Ama bu sefer mevzu beni de aştı. Sanırsınız ki siyaset gibi sert, sonuçları itibarıyla etki alanı muhtelif bir işin içine insanlar zorla itiliyorlar.

Neyse kongreye dönelim. Benim gözlemlerim, kıyıda ayaklarımı sallayarak önümden gelip geçenleri izleme mesafesinde ve kişisel tabii ki!

Etrafa kulak kabarttım. Eski genel başkan ve başbakana dair “kalmalıydı” diyenlerden de “gitmeliydi” diyenlerden de ciddi bir analiz duyamadım.

Yani nesnel! İç politikada ve dış politikada yaşananlar üzerinden!

İyi insan olmak, bilgili olmak ülke yönetmeye yetiyor mu?

Önümüzden ülkeler, insanlar akıp gidiyor, biz hala kişisel konuşuyoruz. Karşımızda bu duygusallıkta bir erkek kitlesi varken bunun rasyonel biçimde, ocu/bucu olmadan değerlendirmesi de yapılamayacağa benziyor.

İlahi beyler!!! Kişisel analizler, özveriler, fedakarlıklar, yorgunluklar falan filan… Çok severdik, ah ne kadar yoruldular, kıymetleri bilinmedi… İyi güzel de, bu yorgunluğun, koşuşturmacaların, uykusuzlukların sonucunda ortaya çıkan işe dair bir Z raporu yok mudur? Kadın günlerinde de böyle konuşulur inanın.

Neyse, bakanlıklar için de aynı sesler kulağımda.

“Niye gitti ki?”, “Neden gitmesin ki?”, “Gece gündüz çok çalıştı da…”

İnanın, annelerin “Senin için saçımı süpürge ettim” yaklaşımı daha makul.

“Kutlu yol” bir defa bizim siyaset ve İslam anlayışımız içinde yeri olan bir kavramlaştırma değil. Siyaset, amacı ne olursa olsun evvelinde ezelinde dünyevi bir iştir. Kur'an'da ona dair ne bir yüceltme ne de bir övgü yer alır. Ayrıca ona kutsallık atfetmeyi reddederek bugünlere gelmiş bir ekibin siyaset anlayışını da yansıtmıyor. Konunun siyasi olmaktan ziyade iman boyutu olduğu için de itiraz şerhimi koymak isterim.

Bu ciddi notu düştükten sonra gördüklerimi aktarmaya devam edeyim.

Kongrede bir kez daha idrak ettim ki, erkekler çok mühim şahsiyetler. Annem, yemeğin en güzel yeri her zaman onların hakkı derdi. Hayat hep onu haklı çıkardı. O gözetilmeyince, başlıyorlar eleştiriye. Önceden harika olan işler bir anda değer kaybediyor, onları anlamak gerçekten çok zor. Hakkaniyetin ölçüsü yine kişisel ve duygusal.

Konuşmaları dinlerken duygusala da bağlayamadım, rasyonelliğe de… Kul hakkı meselesi bildiğim kadarıyla kitlesel değil kişisel. Kongre ahalisi için ne ifade etmeliydi bilemedim. Maşeri vicdanı da çözemedim.

Kenardan ayağını sallayarak bu sokağa giren çıkanları izlerken insan çok tefekkür ediyor. Fizik kuralları, ayetler, bir şey siyah ya da beyaz değildir diyen saçaklı mantık, kaos paradigması, kelebek etkisi... Toplumların yönetimine dair keşfedilmiş, değişmez kaideler hep aynı sebeplerle, aynı sonuçları veriyor. Tarih kendini tekrar ediyor, kişiler değişse de biz yeni bir şey görmüyoruz. Belki de bu nedenle, sokağa etrafı hiçe sayarak, kırıp dökerek girenler, kırılıp dökülerek çıkıyor. Bakalım sokağa yeni girenler de bundan ders alacak mı?



Kongre arasında, kapı önünde hava alıyoruz, öylesine sohbetler. Gene kırgınlık, üzüntü mevzuları. Bir arkadaş “En üzücü olan da İslami kesimde entelektüel sermayenin zayıflaması” dedi. İçeride çalan şarkıya kulak kesildim birden… “Dürüst kim, adam kim, yiğit kim, bilge kim?” Eh, en entelektüelimiz bile kendine böyle bir şarkı yaptırıp, çaldırıyorsa diyecek laf yok.



Bir de erkeklere güç basamaklarını çıkarken bir şeyler oluyor.

Güçlenme sürecinde gözleri bir şey görmüyor. Güçlü olmayana selam dahi vermiyorlar. Ama ilahi kaide, her çıkış, inişi de beraberinde getiriyor. Siyaset, gördüğüm kadarıyla bilgi değil şuur istiyor. Körlük insanın kendine bakışında başlıyor. Bu sokağı; güç bende diyen erkek egolarının değişimini izlerken “Allah en başta kendimizin zayıf ve kusurlu olduğumuzun idrak şuurunu versin” diye dua etmeden duramıyorum. Keşke siyaset bu kadar cazip olmasaydı… Herkes en iyi yaptığı işi yapmaya devam etseydi...