Gündem

"AKP iktidarının siyasi iletişimi neredeyse bütünüyle bu söz üzerine kurulu: Algı"

"Tamam ya endişe edecek bir durum yok, algıdanmış hepsi, geçer"

10 Ağustos 2018 12:42

Cumhuriyet yazarı Kemal Can, ilerleyen yıllarda AKP iktidarını tarif etmek için 'algı' kelimesinin rahatlıkla kullanılabileceğini söyledi. "AKP iktidarının siyasi iletişimi neredeyse bütünüyle bu söz üzerine kuruluyor" diyen Can, "Bütün sorunlar kötü niyetli iç ve dış mihraklar tarafından yaratılan veya yönetilen algılar, algı operasyonları aslında" eleştirisinde bulundu.

Kemal Can devamında, "İş o kadar ileriye götürüldü ki; tren kazası oluyor, sel felaketi yaşanıyor, maden çöküyor, çocuklara tecavüz ediliyor, insanlara işkence yapılıyor, bırakın yürütmeyi yargı bile mahkeme kararlarını takmıyor, döviz beş katına, enflasyon üç katına çıkıyor ama aslında bir şey olmuyor" diye yazdı.

Kemal Can'ın, "Her şey algıdan" başlığıyla (10 Ağustos 2018) yayımlanan yazısı şöyle:

Her siyasi dönemi karakterize eden, zaman zaman da ona ismini veren sözler, kavramlar vardır. İlerleyen yıllarda AKP iktidarı dönemini tarif için kullanılabilecek söz ve kavramlar konusunda hiç sıkıntı yaşanmayacak gibi görünüyor. Ama çok özel bir sözün bütün diğerleri arasında gölgede kalması olasılığına karşı dikkatle altının çizilmesi lazım; “Algı”. Bir gün yeniden üniversiteler bilim yapar hale geldiğinde, genç akademisyenler geriye dönüp bu dönemi araştırdıklarında resmi açıklamalar, siyasi demeçler ve değerlendirmelerde algı kelimesinin nasıl olağanüstü bir sıklıkla kullanıldığını görecekler. 

AKP iktidarının siyasi iletişimi neredeyse bütünüyle bu söz üzerine kuruluyor. Bütün sorunlar kötü niyetli iç ve dış mihraklar tarafından yaratılan veya yönetilen algılar, algı operasyonları aslında. İş o kadar ileriye götürüldü ki; tren kazası oluyor, sel felaketi yaşanıyor, maden çöküyor, çocuklara tecavüz ediliyor, insanlara işkence yapılıyor, bırakın yürütmeyi yargı bile mahkeme kararlarını takmıyor, döviz beş katına, enflasyon üç katına çıkıyor ama aslında bir şey olmuyor. Çünkü hepsi algı meselesi. Hep algıdan oluyor bunlar. Neredeyse gerçekte olan hiçbir şey yok. 

Herhangi bir meselenin başına, içine, sonuna sihirli algı sözünü ekleyince hadise bambaşka bir şey oluyor. Olup biten, yaşanan, istenildiği gibi başkalaştırılarak, en alakasız gerekçelerle ilişkilendirilerek, bazen aşırı basitleştirilerek, bazen olmadık şekilde karmaşıklaştırılarak anlaşılmaz ama en önemlisi hissedilemez hale getirilebiliyor. En travmatik olaylar sonrasında bile, hayli ağırdan alınan resmi açıklamaların içinde yerleşiveriyor algı. Birden bir rahatlama geliyor: 

“Tamam ya endişe edecek bir durum yok, algıdanmış hepsi, geçer.” 

Rahip Brunson kriziyle tetiklendiği düşünülen döviz tırmanışı karşısında da benzer bir durumla karşı karşıya kaldık. Aslında, döviz meselesi açısından neredeyse 5-6 yıldır gündemde bu algı meselesi. En ateşlileri Cumhurbaşkanı Danışmanı Yiğit Bulut olmak üzere, iktidar yorumcuları doların sırasıyla önce iki liranın, sonra üç liranın, daha sonra da dört liranın üzerine çıkmasının yaratılan bir algıdan olduğunu söylediler. İddiaya göre bütün bu süre boyunca bütün diğer göstergelerle birlikte Türk Lirası’nın düzenli değer kaybı sadece spekülatif hareketlerle yaratıldı. Yani tamamen algıdan. 

Aynı krizin siyasi - diplomatik tarafında da ağır bir algı meselesi olduğu iddiası var. Bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan, son derece sınırlı temas ettiği meseleyle ilgili tek açıklamasında, bu algı operasyonlarına bizzat Trump’ın da kurban gittiğini ima etti. İddiaya göre gayet iyi anlaştığı samimi müttefiki Trump’a, kötü çevresi tarafından bir algı operasyonu yapılmış. Bizim yargımızın bağımsız olduğu, siyasi etkilere tamamen kapalı olarak faaliyet gösterdiği algısı da bozulmak istenmiş. İktidar yanlısı medyanın “düşman algısı” üzerine abanması karşısında, resmi ağızlar “sorun yok, sıkıntı yok” havasında. 

Elbette tek neden -en belirleyici neden de- değil ama kamuoyu denilen dinamiğin fiilen ortadankalkmasında, siyasal davranışların anormal bir donma yaşamasında bu “algı” meselesi önemli. Çünkü her şeyi “algı yönetimi” üzerinden açıklamanın ve etkili iletişim imkânlarıyla bunu yaygınlaştırmanın, hatta toplu hipnoza dönüştürmenin gerçeklik hissine (algısına) verdiği bir hasar var. Buna, iktidarın sorun erteleyebilme yeteneği, meselelerin üzerini kapatma imkânları da eklenebilir. En önemli etkisi de, iktidarın destek çemberinin kendini suç ortaklığına devama ikna etmesine sağladığı kolaylık. 

Ancak içinde ilerlediğimiz sorunlar ve kriz potansiyelleri, iktidarın şimdiye kadar alışık olduğu yöntemlerle baş edilmeye pek uygun görünmüyor. Hatta algı operasyonu açıklamaları, “galiba sorunu tam anlamadılar” hissi yarattığı için artık kendi başına bir kriz nedeni haline geliyor. Kafalar karışıyor: Berat Albayrak’ın söylediği gibi “karı koca tartışması” gibi algılanıp, “araya girilmese mi”, yoksa büyük haçlı saldırısının bir parçası olarak algılanıp yastık altına, taş altına el sokulup milli direniş mi örgütlense? Birileri bir oyun oynuyorsa artık adları mı söylense, yoksa kim ne yapsa etkilenmeyecek büyük güç olmanın rahatlığına mı yaslanılsa? Hep algıdan oluyor bunlar, hep algıdan...