|
Sivil Toplum
cciftci@t24.com.tr
Arkadaşına Gönder
Diğer Yazıları
Tüm Yazarlar
|
Kürt sorununda ayrılmaya doğru mu?
19.07.2010
Kürt açılımı öncesinde ve sonrasında yapılan tartışmalar sorunun karmaşıklığından uzak ve Kürtler ile ilgili temel bilgileri dikkate almadan yapılan tartışmalardır. Sorun tanımlamasındaki yüzeysellik politik, kültürel ya da iktisadi özelliklerine kolayca geçiş yapmayı sağlayabiliyor.
Başka bir yerden bakalım. 1920’li yıllarda Diyarbakır İstanbul ve İzmir’den sonra üçüncü büyük Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) payına sahip. 1930'lu yıllarda Türkiye'nin 3. büyük sanayi şehri olan Diyarbakır 1970'li yıllarda sosyo-ekonomik gelişmişlik il sıralamasında 40 sıraya, 1990'lı yıllarda 53, 2007 yılında ise 63. sıraya gerilemiş. Diyarbakır genel olarak iktisadi olarak önemli lider kentler arsından sosyal sorunların en çok yaşandığı “sorunlu” kentler arasına geçmiştir. Günümüzde bölgelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik endeksi sonuçlarına göre Türkiye ortalaması 100 olarak alındığında Güneydoğu Anadolu 50 civarında Doğu Anadolu bölgesi 40 civarında bir değere sahiptir.
Sosyo-ekonomik gelişmişlik daha önce ülke düzeyinde yapılan değerlendirmelerde bütünsel bir sonuca baktığı için ülkelerin iç dinamiklerini yok sayıyordu. Günümüzde bölgeler arası farklılık ve buna bağlı sosyo-ekonomik durum öne çıkmaya başlıyor. Basit bir örnekle uçurumun sadece sağlık sektöründe ne durumda olduğunu gösterelim. Yeşil kartlıların nüfusa oranına bakıldığında aşağıdaki tablo uçurumu gözler önüne seriyor. Yeşil kartın yoksullukla ilişkisi göz önüne alındığında diğer göstergeler sorgulandığında doğrusal bir ilişkinin olduğu görülecektir. Veriler ile ilgili olarak yarısının yanlış beyan veren kişilere ait olduğunu var sayarsak bile korkunç bir uçurum olduğu görülecektir.
Sıra |
İl |
Nüfus |
Yeşil Kart Sayısı (kişi) |
Yeşil Kartlıların Nüfusa Oranı (%) |
1 |
Ağrı |
537665 |
310383 |
57,7 |
2 |
Van |
1022310 |
549.889 |
53,8 |
3 |
Bitlis |
328489 |
168381 |
51,3 |
4 |
Bingöl |
255745 |
126144 |
49,3 |
5 |
Şırnak |
430424 |
205980 |
47,9 |
6 |
Hakkari |
256761 |
118762 |
46,3 |
7 |
Batman |
497998 |
224699 |
45,1 |
8 |
Muş |
404484 |
177012 |
43,8 |
9 |
Siirt |
303622 |
129563 |
42,7 |
10 |
Adıyaman |
588475 |
246008 |
41,8 |
11 |
Mardin |
737852 |
297117 |
40,3 |
12 |
Iğdır |
183486 |
69368 |
37,8 |
13 |
Kars |
306536 |
115330 |
37,6 |
14 |
Şanlıurfa |
1613737 |
603598 |
37,4 |
15 |
Diyarbakır |
1515011 |
563577 |
32,2 |
16 |
Erzurum |
774207 |
250300 |
37,3 |
17 |
Ardahan |
108159 |
33217 |
30,7 |
18 |
Kilis |
122104 |
33739 |
27,6 |
19 |
Tunceli |
83061 |
20753 |
25 |
20 |
Toplam |
10070126 |
4243820 |
42,1 |
Türkiye |
72561312 |
9442612 |
13 |
Sosyal ve ekonomik dışlanmışlık tablodaki sonuçların oluşmasına neden olmuştur. Diyarbakır özelinde verilen veriler diğer illere bakıldığında daha kötü bir tablonun oluşmasına neden oluyor. Devletin eşit vatandaşlarına eşit hizmeti bu eşitsizliği yaratıyor. Tabloda verilen yeşil kart verileri bir çok veri gurubu ile karşılaştırıldığında Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları illerin olumsuzluk anlamında en kötü kentleri oluşturduğu görülecektir. Gelir dağılımı, eğitimde başarı (ana dilde eğitim sorunundan bağımsız olarak), sosyal hareketlilik (göç ve etkileri), kentsel hizmetlerden faydalanma ve benzeri göstergeler üzerinden farklı verilere ulaşılabilir. En iyimser veriler bile söz konusu illerin uluslararası insani yardım literatüründe kompleks sorunlardan oluşan “zor ortamlar” tanımlamasına uyduğunu gösteriyor. Karmaşık sorunların çözümünün de karmaşık olduğu ve uzun bir sosyal planlamaya ihtiyaç duyduğu bilinen bir süreçtir.
Kürt sorunu dönemsel olarak farklı dinamikleri ile gündeme geldi ve gelmeye devam edecektir. Bugün kültürel alandaki talepler tüm diğer taleplerin önüne geçmiş durumda. Ancak yukarıdaki, tabloda görülen yokluk, yoksulluk ve yoksunluk sosyal hareketlerin beslendiği bir zemini de gösteriyor. Hoşnutsuz Kürt yoksullarının durumu düzelmedikçe radikal bir süreç içinde tepkilerini dile getirmeleri daha uzun yıllar sürecektir. Ertuğrul Özkök’ün birlikte yaşamak istemediği resim budur. Türkiye burjuvazisinin Ankara’nın doğusunu feda etmek istemesi dillendirilmeye başlanıyorsa bunun ön çalışmalarının çok daha önceden yapılıyor olması gerekiyor.
Politik olarak bir değişim sürecine giren Kürt siyasal hareketleri sosyolojik bir değişime dayanıyor. Sıkışmışlık duygusu ile hareket eden geniş toplumsal kitleler sonuçta mevcut durumda konumlarını kabul etmeye başlıyorlar. Geçmişte çatışma ortamından kötü bir hayat standardına razı olarak kaçan ve batıdaki kentlere yerleşenler yeni sosyolojik yapılanmayla yarışmaya başlıyor. Kentsel süreçlerde entegre olanların ayrışma sürecinin bittiği dikkate alınırsa “huzursuz” toplumsal guruplar hareketliliklerini sürdürüyorlar.
Yakın zamanda yerinden edilenler ile ilgili yapmış olduğum bir etki değerlendirme araştırması artık göç veren illerin yavaş yavaş göç alamaya başladığını gösteriyor. Örneğin Batman artık net bir göç almaya başlıyor. Güvenlik algısındaki netleşme benzer olanların daha homojen ortamlarda yaşamayı tercih etmesi ile yeni bir sürecin başlamasına neden oluyor. Kürtler göç ettikleri illerde “görünür” mekanlarda yaşamaya zorlanıyorlar. Ayrışma farklı olanın tehdit oluşturacağı algısı ile yapılan farklı muamelelerle besleniyor. Örneğin güvenlik güçlerinin GBT sorgulama kotalarında esmer bir Kürt vatandaşı haliyle aynı gün bir kaç kez kontrol edilebiliyor. Birileri homojenleşmeye katkı sunmaya devam ediyor.
Tersine göçlerin olduğu illerin sosyolojik yapısı geri gelenlerle farklı bir boyuta ulaşıyor. Daha katı, diyaloğa kapalı bir Kürt kamusallığının oluştuğu mekanlar başka bir ayrışma işareti olarak okunmalı. İlginç bir şekilde devlet 2000 sonrasında bu kamusallığın oluşması için kontrollü bir alan boşaltma sürecini işletti. Genel güvenlik ilkesinin bırakılmadığı ancak kentlerin kendi kaderlerine bırakıldığı bu süreçlerin sonucunda homojenleşme süreci önemli oranda tamamlandı. Kürt kamusallığı bu anlamı ile tek bir siyasal hareketi içermiyor.
Birbirini iten iki toplum henüz oluşmamışken birlikte yaşamanın mümkün olup olmadığını sorgulamak gerekiyor. Bunun içinde her düzeyde bir değişime açık olmak gerekiyor.
|
|
|
|
|
|
OKUR YORUMLARI |
Tüm Yorumlar(2)
|
|
hepimiz kardeşiz türkçeye ancak bu kadar güzel çevrilebilir
|
|
Online Ziyaretçi 06.08.2010/11:09 |
|
Biz Kürtsüz yaşayamayız. Ben Elazığlıyım. Biz Kürtlerle ittifakı hem pratikte yaşıyoruz hem de resmiyette yüz yıllarca yaşadık. Her ne hikmetse 1924 Anayasas’ının ilanından sonra Kürtleri etkisizleştirme politikası çerçevesinde asimilasyona yönelik özel savaş stratejisi uygulandı. Yani bir Kültür katliamı programı uygulanıyordu. Biz Kürtlerle birlikte yaşarken biribirimizden çok şey öğreniyoruz. Kürtlerde hiç bir zaman ayrılma düşüncesi oluşmadı ve oluşmayacak. Kürtler devletsiz yaşadıkları için fitne-fesat düşünceler oluşmamış. Ergenekon, Türk kamuoyunu çok kötü yönlendi, ayrıca PKK'yi kullanarak sonuç almaya çalışıyor. Biz bu şer güçlerinin suçlarına ortak olmayalım.
Harputun ve çevresinin Sünni Türkmenleri 1514 tarihinden beri Kürtlerle birlikte yazdıkları tarihle yaşamı anlamlılaştırdılar. O tarihte Farsların da tahrikiyle Anadolu’ya musallat olan ve Dersim’i, Erzincan’ı sürekli kışkırtan Şii Türkmenlere karşı Yavuz Sultan Selim'in önerisiyle yapılan ittifak toplum nezdinde hala devam ediyor. Şii Türkmenlerin yenilgisinden sonra Palu Özerk Hükümeti oluştu. Palu'yu Karacemşitzadeler idare ediyordu. Palu'da 'Demir' ile başlayan soyisimler hepsi Karacemşitzadeler’dendirler. BDP eş başkanı Selahattin Demirtaş da İdrisi Bitlisi ile birlikte Yavuz Sultan Selim’e destek verip muzaffer kılan Karacemşit Paşa’nın torunlarındandır. Yavuz Sultan Selim ve ondan sonraki Padişahların Palu Özerk Kürt hükümetini onaylayan tasdikli belgeleri hala duruyor. Her padişah döneminde tazelenen bu tasdikli belgeler dış güçlerin tesirinin hakim olduğu İttihat ve Terakki’nin fitne-fesat dönemine kadar devem etti.
|
|
Online Ziyaretçi 21.07.2010/20:33 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
| GAZETELER |
|
|
AKŞAM
BUGÜN
CUMHURİYET
HABER TÜRK
HÜRRİYET
MİLLİYET
POSTA
REFERANS
SABAH
STAR
TARAF
VAKİT
VATAN
YENİ ŞAFAK
ZAMAN
|
|